Fırat üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Faruk Kılınç, diyabetli hastalarda koronavirüsün etkisi ve seyri hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Halk arasında genel olarak şeker hastalığı olarak tabir edilen, diabetes mellitus, kanda glukoz (şeker) seviyesinin normalin üzerine çıkması, pankreas denilen organdan insülin salınımının bozulması veya insülin etkisine karşı direnç gelişmesiyle oluşan, genel olarak halsizlik, çok su içme, idrara sık çıkma, vücutta oluşan yaraların geç iyileşmesi, ellerde ayaklarda uyuşma, görmede azalma gibi belirtilerin olduğu, ilerleyen zamanlarda göz, sinirler, böbrek ve kalp gibi vücudun tüm sistemlerini etkileyebilen kronik sistemik bir hastalıktır.

Ülkemizde özellikle son yıllarda diyabet sıklığında ciddi bir artış olduğunu. diyabet olup bunun farkında olmayan ve bu nedenle tedavi göremeyen yüz binlerce tanısı konmamış hasta olduğunu belirten Kılınç, pandemi süresince hastane ve ilgili hekimlere başvuruların azalması ve yapılması gerekli tetkiklerin uzun bir süre boyunca geciktirilmesi, diyabet tanısının zamanında konulmasını geciktirdiğini ifade etti.

 

“DİYABET DAMAR YAPISINI BOZUYOR”

Diyabetin özellikle kan şekeri düzeyleri ve ayarı kontrolsüz kişilerde, vücutta damar yapısını bozduğunu ve savunma sistemini zayıflattığının altını çizen Kılınç, “Diyabetik hastalar Covid-19 salgınını daha ağır geçirmekte, normal kişilere göre Covid-19’a bağlı olumsuz sonuçlar (ölüm, yoğun bakım ünitelerine yatış, mekanik ventilasyon vs.) diyabetik olmayanlara kıyasla 3 kat daha sık görülmektedir. Dünyayı tehdit eden Covid-19 salgınında diyabet, yüksek riskli hastalıklar grubu içinde gösterilmektedir. Diyabetli bir bireyin koronavirüse dayalı risk oranı kan şekeri kontrol düzeyleri, diyabetin süresi, diyabetin tipi ve varsa eşlik eden organ hasarlarının varlığı (göz, kalp, böbrek, beyin, damar ve ayaklar) ve hastalığın klinik sürecine göre değişir. Bu nedenle her diyabetli birey için kişiye özel risk analizinin yapılması ve kan şekerlerinin kontrol altına alınacak şekilde düzgün takip ve tedavilerinin yapılması gerekiyor” dedi.

 

 

Covid-19 enfeksiyonunu atlatanların bir kısmında birkaç hafta içerisinde tip-1 veya tip-2 diyabet ortaya çıkabildiğini, Covid-19 sonrası tip-1 diyabete özellikle genetik eğilimi olan çocuklar ve gençlerde daha sık rastlandığını söyleyen Kılınç, “Koronavirüs sadece akciğer ve damarları değil, pankreası da hedef alıyor ve pankreas bezinin çalışmasını yavaşlatıyor. Bu durum genetik olarak yatkın bireylerde tip 1 diyabetin ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Covıd-19 enfeksiyonunu takiben gelişen tip-2 diyabetliler ise çoğu zaman önceden insülin direnci olan göbekli, kilolu ve yağlı kişilerden oluşuyor” diye konuştu.

 

 

“AŞI YAPMAKTA FAYDA VAR”

Doç. Dr. Kılınç sözlerini şu şekilde tamamladı: “Sonuç olarak; öncelikle uzamış Covid-19 sorunu olanların, Covid sonrasında iyileşmekte zorlananların, halsizliğini, yorgunluğunu, bitkinliğini atlatamayanların, Covid sonrasında “kilo kaybı,  halsizlik, uykuya meyil, çok su içme, sık sık idrara çıkma, gece idrara çıkma, yaraların geç iyileşmesi, ellerde ayaklarda uyuşma” ve benzeri şikâyetleri olanların muhtemel bir diyabet tanısı bakımından süratle incelenmelerinde fayda var. Ayrıca diyabetik hastaların ve diyabet açısından riski yüksek vakaların Covid-19 enfeksiyonunu daha az hasarla atlatmaları ve ölümcül komplikasyonları azaltmak amacıyla koronavirüs aşılarını tam ve düzgün yapmaları gerekiyor.