
Güney Afrika ve Ortadoğu diye tanımlanan bölgedeki ülkelerde başlayan siyasi ve sosyal ayaklanma dalgası hız kesmeden sürüyor. Tunus, Mısır, Yemen derken Libya.
Tüm Dünya’da ve ülkemizde halkın sokağa çıkışını devrimcilik, ilericilik olarak yorumlayanlar durmadan nutuklar atıyor. Tamam, diktatörlüğe karşıyız, demokrasi baş tacımız. Ama olayların arkasında neler var, kimlerin parmağı var? Oluşumu sürekli inkâr edilen Büyük Ortadoğu Projesi içinde, bu gelişmelerin yeri nedir? Kimse bunları sormaya, sorgulamaya cesaret edemiyor. Cesaretini toplayan birkaç kişinin de sesi, “Dikta rejimlerinin devamından yana görülür ya da gösterilir” endişesiyle oldukça cılız kalıyor.
Uzun süreli baskı rejimlerinde halk hareketleri beklenen bir şeydir. Ama zamanlama konusu ve olayların ardı ardına gelmesi sizce de düşündürücü değil mi? Birdenbire ne oldu da yıllardır diktatörler karşısında sessiz kalmayı tercih eden, tüm baskılara boyun eğen, çalışmaktan bile aciz Arap Halkı ölümü göze alıp demokrasi mücadelesine girdi.
Önce Tunus karıştı. Halk sokaklara döküldü. Kimilerine göre “Zorba”, kimilerine göre “Batıcı, İslam Düşmanı” olan ve 23 yıldır ülkesini “Demir Yumruk”la yönettiği söylenen Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali, bir gece ansızın ülkesini terk etti.
Bir Hafta sonra Mısır’da olaylar patlak verdi. Sokak gösterilerinin başlamasıyla birlikte Muhammed El Baraday muhalefet lideri olarak ortaya çıktı. Kimdir El Baraday? Yaşamının büyük bir kısmını ABD’de geçirmiş, Uluslar Arası Atom Enerjisi Kurumu Eski Başkanı. Tesadüfe bakın ki El Baraday birden bire memleket aşkı’nı hatırladı, ülkesine demokrasi getirmek için harekete geçti. Mübarek fazla direnemedi, yetkilerini yardımcısına devretti.
Ve Libya… Kuzey Afrika ülkelerinden Libya'da, 42 yıldır iktidarı elinde bulunduran Muammer Kaddafi, yönetimde kalmaya kararlı olduğunu her fırsatta tekrarlayıp, gerekirse ayaklananları kanla boğacağını söylüyor. Hatta yandaşlarına silah dağıtıyor. Bu arada Kaddafi karşıtları da boş durmuyor. Hızla silahlanıyor, silahlandırılıyor. Libya kanlı bir iç savaşı yaşamaya başladı bile. Kaddafi her ne kadar isyanları ne pahasına olursa olsun bastıracağını söyleyerek kararlı bir tutum izliyormuş gibi görünse de, aslında kalaminin kırıldığını kendisi de biliyor. Mısır ve Libya’da olduğu kadar şiddetli olmasa da, Cezair, Yemen ve İran, olaysız gün geçirmiyor. “Ortadoğu Kaynıyor” cümlesini yıllardır duyardık ama bu kez tam anlamıyla kaynıyor.
KURTLAR VADİYE Mİ İNDİ?
“Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Bölgede yeni bir çağ başlıyor.” Benzer cümleleri birçok kişi sarf ediyor ama aralarından birinin, “Ortadoğu da yaşananlara hiç şaşırmadım” diyerek değerlendirmesine başlayan Graham E. Fuller’in söylemesi ayrı bir anlam taşıyor. Graham E. Fuller Amerikan Ulusal İstihbarat Kurulu (CIA) adına Türkiye ve pek çok Ortadoğu ülkesinde uzun süre görevler yapmış, CIA'in eski Başkan Yardımcısı. Sanki üzerine vazifeymiş gibi, 'Türkiye'nin Yeni Jeopolitiği' ve 'Türkiye'nin Kürt Sorunu' gibi konularda yorumlar yapan, kitaplar yazan biri. Türkiye’de çok tartışılan bir isim. Hatta medyaya yansıyan haberlere göre Kurtlar Vadisi adlı dizide “Aron Feller” karekterinin ilham kaynağı. ( Sadece isim benzerliği bile bunu düşünmek için yeterli)
Şimdi sayın Feller, pardon Fuller Ortadoğu’da yaşananlar beni hiç şaşırtmadı diyor. Acaba bölgeyi çok iyi tanıdığı için mi, yoksa BOP senaryosunda hangi bölümün sahneleneceğini bildiği için mi şaşırmadı?
NEDİR BU BOP?
Büyük Ortadoğu Projesi’ “ABD'nin batıda Fas, Moritanya, doğuda Orta Asya ve Moğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap Dünyası'ndan Somali'ye kadar uzanan bir coğrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi, eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir "islam coğrafyası" dönüşüm stratejisi” olarak tanımlanıyor. ( Birçok tanımdan sadece biri ve en masum olanı) Bu alanlarda uzun vadeli bir değişimi hedefleyen BOP, ABD’nin Donald Rumsfeld, Dick Cheney, Paul Wolfowitz, Richard Perle ve William Kristol öncülüğünde, 1997'de oluşturduğu 'Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'nin (PNAC) bir alt unsurudur. Sadece bu tanım bile bölgedeki olayların BOP kaynaklı olduğunu düşünmek için yeterli değil mi?
TÜRKİYE NE YAPIYOR?
Çevresinde bu tehlikeli süreç işlerken Türkiye’nin takındığı tavır çok önemli. Ortadoğu’da yeni düzen kurulurken devletimizin izleyeceği politika hem ülkemiz hem de Ortadoğu’nun geleceği için büyük önem taşıyor. Devletin, hükümetlere göre değişiklik göstermeyen, milli çıkarlarımızı, toprak bütünlüğümüzü ne pahasına olursa olsun koruyan bir “Ortadoğu Stratejisi” mutlaka vardır. Uygulamaksa hükümetin görevidir. Bölgesel düzen krizinin yarattığı belirsizlik, Türkiye’nin Ortadoğu Stratejisi’ne göre şekillenmelidir. Eğer yanı başımızdaki krizin çözümünü başka ülkelere ihale edersek, bu kritik süreçte sessiz, pasif kalırsak bırakın bölgesel güç olup bölgenin kaderini belirlemeyi kendi kaderimizi bile belirleyemeyiz.
Türkiye bölgede düzen kurucu güç, denge unsuru olmak zorundadır. Aksi takdirde, yeni düzende konumunu belirleme şansı çok zayıf olacaktır.
İki seçenek var. Ya oyun kurucu olursunuz, ya da oyunun bir parçası…