
Seçim sathı mahalline girdik gireli herkes siyaset konuşur oldu. Gerçi Türk toplumu oldum olası siyaset konuşmayı pek sever. Mikrofon uzattığınız her vatandaşın mutlaka siyaset ve siyasetçiler hakkında bir söyleyeceği vardır. Olayları dışarıdan izleyen bu insanlar çok isabetli analiz ve yorumlar da yaparlar. Zaten kamuoyu araştırmalarına yüklü paralar harcayan siyasetçiler bu gözlemleri ve tercihleri öğrenmek istemekte değiller midir?
Evet, sade vatandaşımız işini yapıp bir yandan kendi çapında siyasetini de yapar . Bir taraftan eleştiri, yorum ve tesbitleriyle çevresinde bir bilen olur, bir taraftan da kısa sürelide olsa kendi yanlarına çekilmeye çalışılan, oyu istenen kıymetli birisidir artık. Siyasetçilerin koşuşturması, oyunu almak için türlü türlü söz ve davranışları ayrı bir zevk verir onlara.
Genel başkan tarafından değişik saiklerle özel davet edilmiş küçük bir grup azınlık insanı saymazsak; sürekli koşuşturmak zorundan olan, hakkında konuşulan, övgü veya yergi alan siyasetçiler, yine bu insanların içinden çıkmış fertlerdir. Bu insanların işi gerçekten zordur. Çünkü; sürekli gözler üzerlerindedir ve hedef tahtasındadırlar. Birinin kendini hedef tahtasına koyması kolay iş değildir. Cesaret ister. Ayrı bir ruh, hırs ve coşku gerektirir. Eski tarz siyasetin duayeni Süleyman Demirel: "Siyasetçinin fizyolojisi farklı çalışır." demişti. Evet doğru, fakat biraz eksik. Doğru çünkü daha az uyur, daha az yemek yer, daha çok koştururlar. Yüksek bir enerji gerektirir. Eksik, çünkü siyasetçinin fizyolojisi yanında psikolojiside çok farklıdır. Bu yüksek enerjinin motoru işin psikolojisidir. Ayrı bir duygu, istek ve tutku gerektirir. Bu insanlar daha bir coşkulu, heyecanlı ve girişkendirler. Zaten öyle olmazsa, insan kendini hiç hedefe oturtur mu? Hedefe yerleşen ise ikinci ve sonrakiler için örnek olur. Koşuşturmalar ise rakipleri birbirlerine ve yandaşlarına karşı motive edici olur. Evet, yandaşsız siyaseti ve siyasetçiyi düşünmek mümkün değildir. İllaki bu insanlara diğer sade vatandaştan farklı olduklarını söyleyip, gerektiğinde kurtarıcı olduklarını hatırlatacak dava arkadaşları da, işin ana aktörleridir.
Artık Ahmet Kaya'nın diliyle deniz kızı girmiştir bu insanların rüyalarına. Bu yüzden değilmi ki başarılı olamasalar da, her seçim onlar için yeni bir fırsattır. Her seçim depreşir yaraları, zihinlerinde adaylık için çeşit çeşit gerekçeler bulurlar. Eski başarısızlıklar yadsınır, başarısızlık nedeni başkalarına yüklenip dışarıya yansıtılır ve en sonunda da rasyonalizasyon(akılcıllaştırma) savunma mekanizmasıyla yeni maceralara yelken açılır. Her nasıl olursa olsun, başta dediğimiz gibi bu insanlar duygusal, hırslı ve cesurdurlar. Haklarını teslim etmek lazım.
Adayların hepsi aynı duygusallık ve cesarette mi? Hepsi hizmet için mi aday? Hepsi kendisini gerçekten tartılmaya, tartışılmaya açmış mıdır? Tabi ki hayır. İşte bu kısım seçim kurnazları var ki, bunların psikolojiside ayrı bir işlemektedir. Bir kısmının derdi tanınıp bilinme, ön plana çıkma, bazen de bir koyup belki üç beş kazanmaktır. Bu da ayrı bir psikoloji.