
Bizler, his ve heveslerimizin altında ezildiğimiz, gurur ve kibre boğulduğumuz, gelecek nesillere kötü örnek olduğumuz takdirde gelecek nesillerimizi de belalara sürüklemiş oluruz.
Dünyaya kapıların açıldığı günümüzde; sevgi, kardeşlik esas olmak üzere, gelişen dünya şartlarına ayak uydurmakla, ihlâs, samimiyet, vefa ve sadakat ehli olarak, gelecek nesillere itimat ve güven duygusunu miras bırakmalıyız. Günümüz dünyasında mutlaka ekonomik başarı elde edilmeli, taassubu kırıp hamle ruhuyla gerilmeli ama asla Hz. Muhammed ümmeti olduğumuzu unutmadan imanımız ve ,ahlâkî değerlerimiz kaybedilmemeli, geçmişimiz ile irtibat koparılmamalı, millî-manevî mukaddeslerimize saygılı davranılmalı ve tarihî değerlerimize sahip çıkarak, geleceğe ümitle bakmalıdır.
Bu kutlu doğum gününde O‘nun misyonunu üslenip, geleceğin ümit nesli olurken en önemli değerin kaliteli insan ve Allaha iman olduğu bilinciyle; başkalarının kusurlarına karşı kör olmalı, faziletleri ile de iftihar edilmelidir. İnsanlığın sükutu karşısında iki büklüm olmalı, onlara sevgi ve muhabbetle kucak açmalı, tatlı dil, güler yüzle muamele etmeli, muhataplara ve gelecek neslimize emniyet ve güven telkin edilmeliyiz.
Menfaatten, makam ve mansıptan, şan ve şöhretten, şehvete kulluk ve gıybetten yılandan akrepten korkulduğu, kaçıldığı gibi korkulmalı ve kaçılmalıdır.
İnsanlar ve Müslümanlar arasına fitne atmak, birbirine düşürmek, zulmedip mazlumları inletmek ne kadar günahsa, onların arasını bulmak, uzlaştırıp anlaştırarak sevgiyle, şefkat ve merhametle kucak açıp, kardeşliği, birlik ve beraberliği tesis etmek, dünya barışına katkıda bulunmak, muhtemel büyük savaşları önlemek için set olmak, engel olmak da o kadar sevaptır. Tabiî ki, ruhunda liderlik ve baba adam olma ruhu olanlar bunu anlayabilir!
Dine devlete insanlığa hizmet edelim derken, his ve heveslerimize tabi olarak yanlışlık yapmamalı, hasımlarımıza bile akıl, mantık ve iradî muamelede bulunmalı, İlâhî huzurda hesap vermenin hiç de kolay olmadığı unutulmamalıdır. Buna mukabil, şu iki şeyi unutmalıyız: başkalarına yaptığımız iyilik, başkalarının bize yaptığı kötülük ...
Hz. Muhammed’in kıymetini takdir eden ve onun davanın kutsiyet ve ciddiyetini kavrayanlar en ağır şartlar altında nöbet mahallini terk etmediler, Allah ve Resulüne karşı mukavelelerini bozmadılar. Nebilerle, velilerle temsil edilen bu kutsi mânâ ve büyük hakikat, bütün ağırlığı ile sırtımızdadır. Bundan dolayı gece-gündüz hakkı neşretme, dünyanın her tarafında muhtaç gönüllere ab-ı hayat akıtma, vazifemizin en ağır kısmını oluşturmaktadır.
Zülümler mahrumiyetler, iftiralar,vurulan darbeler karşısındaki ağlamalar, koşmalar, terlemeler hicretler, sıkıntılara katlanmalar, mal ve canlarını bu pazara arz etmeler hep bunun içindir. "İyilikler Allah'tan, kötülükler ise nefsimizdendir". Başımıza gelen bütün hadiseler, musibetler kendi ihmalimizden, dünyanın rahatına, lezzetine kendimizi salıvermemizden ve yıllardır birbiriyle uğraşıp hasımların oyununa gelen, koyun olup güdülmeyi kabullenen insanımızın gaflet ve basiretsizliğinden kaynaklanmaktadır.
Sofrada yiyecek bulamayıp açlıktan ölenleri, yatarken yeri yurdu olmayanları, çocuğuna ayakkabı-gömlek bulamayanları hatırlayıp, onların kurtuluşu adına bize düşeni yapabiliyor muyuz? Her hadise ve musibet sebepsiz, hikmetsiz değildir. Kâinat ta tesadüf yoktur İnananların başında dönüp duran musibet bulutları ile merhameti sonsuz Rabbimiz bize bir şeyler anlatmakta, gafletten uyanmamız için kaderin bize yaptığı merhamet ikazlarıdır. Onun için musibetlerin bir ikaz olduğunu kabullenip, muhasebemizi ona göre yaparak hatalarımızdan rücu edip, Rabbimizden özür dilemeliyiz. Musibetleri, günahlarımızın affına, derecemizin yücelmesine vesile sayarak aczimizi, zaafımızı, fakrımızı idrak edip sabır ve ümitle şahlanmamız ve üzerimize düşen vazifeleri ihmal etmeden ifa etmemiz gerektiğine inanmalıyız.
Dünya ve ahrette huzur ve mutluluğu ancak Kur’ân ahlakını yaşayarak bize insanlığı ve islamı öğreten Hz. Muhammed gibi yaşayarak ve inanarak, ümitsizliğe düşmeden maddi manevi sebepleri zorlayarak yapacağımız ciddî gayretlerle, gelecek nesillerimizin baharını hazırlamış, güven ve huzur dolu bir dünya emanet etmiş oluruz inşallah?