
Şu an ne hissediyorsun? Diye sorduğum insanların büyük bir çoğunluğunun verdiği cevaplar; ya geçmişle ilgili bir takıntılarını ve ya gelecekle ilgili bir endişelerini dile getirmeleri oldu. Örneğin;
— Acaba KPSS sınavını kazanabilecek miyim?
— Kayın validem gelecek muhtemelen gene bana hayatı zindan edecek.
— Bu ayki taksitleri nasıl ödeyeceğim?
— Bizim çocuk ya sınavı kazanamazsa? Gibi cevaplar aldım.
Dikkat edin bu cevaplar içinde yaşadığımız an ile ilgili cevaplar değil. Oysa biz şu anı yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz an bizim en değerli anımız olması gerekir. Neden mi? Bir daha o anı yaşamamız mümkün değil de ondan. Herakletos’un dediği gibi “Bir ırmakta iki defa yıkanamazsınız.” O halde, yaşamımızı oluşturan, o tekrarı mümkün olmayan, o eşsiz saniyelerin tadını çıkarmak gerekir. Varoluşcu felsefe içinde bulunduğumuz anı yaşayamamızın iki temel sebebe bağlıyor ve bunlara bugünümüzü çalan hırsızlar diyor. Bunlar:
1- Geçmişe ait pişmanlıklarımız
2- Geleceğe ilişkin kaygılarımız.
İşte bu iki hırsız bugünümüzü alıp götürüyor.
Oysa bütün bunların yerine, yaşamdaki hedeflerimizden vazgeçmeksizin sokakları fark ederek yürümemiz, çocuklarımızı fark ederek büyütmemiz mümkündür. Yaptığımız işlerin tadını çıkararak yaşamamız mümkündür. Bir okuldan mezun olduktan sonra “Ah ne güzel günlerdi” diye kaçırılmış güzellikleri hasretle ve esefle hatırlamak yerine, o güzel günleri yaşarken fark etmemiz mümkündür.
Varoluşçu felsefeye göre, nesneler ve hayvanlar, nasıl yaratılmışsa öyle olmak zorundadırlar. Örneğin masa masalığına katkıda bulunamaz. İnsan ise yaratıldığı şekilde, kalmak zorunda değildir. Bana göre kalmamalıdır da. İnsan kendi varlığına katkıda bulunabilen bir canlıdır. Tüm canlılar içinde sadece insan kendini değiştirebilir ve geliştirebilir. Var olmak ve gelişmek insan için iç içe geçmiş kavramlardır. İnsan var olmak için gelişmek zorundadır. Ancak bu gelişim sadece olumlu yönde olmayabilir. İnsan bugün dünya’yı yok etme gücüne sahip tek canlıdır. İnsan isterse kendini ve dünyayı yok edebilir.
Yaptığınız bir işi “mecburen” de yapabilirsiniz, keyif duyarak da. Sahana kırdığınız yumurtayı mecburen de yiyebilirsiniz, o yumurtayı lüks bir akşam yemeği haline de getirebilirsiniz. Paramızı aktarmadan, yalnızca iç zenginliğimizi aktararak da lüks yaşamak mümkündür.
Bir programda Vehbi Koç, gözleri yaşararak “Hayatım boyunca sürekli çalıştım, hiç hayatımı yaşamadım” demişti. Şimdi siz belki Vehbi Koç gibi olayım da hayatımı yaşamasam da olur diyebilirsiniz. Hem Vehbi Koç gibi olup hem de hayatın farkında olmaya ne dersiniz. “Kendinizi ve hayatı fark ederek yaşamak” işte hayatın ve mutluluğun sırrı.