
Bir seçim daha bitti.
Herkes umduğunu bulamadı. Ne seçmen ne de siyasiler…
Birileri kazandı ama hedefini bulamadı. Birileri ise kaybetti ama ben kazandım dedi. Birileri ise kıl payı kazandı.
Sonuçlar ne olursa olsun… Halkın tercihine saygı duyulmalı…
Elazığ, Meclis’e yeni yüzler gönderdi.
Sayın Demirbağ ile Septioğlu hariç…
Ve Elazığ tarihinde ilk kez bir bayan vekil gönderdi.
Oldukça zarif ve hanım bir kişiliğe sahip olan Sermin Balık’ın, Elazığ’ı en iyi şekilde temsil edeceğine inancım tam.
10 yıl aradan sonra MHP Meclis’e Enver Erdem’i gönderdi. Beklenen de buydu. Aslında Sayın Yavuz Temizer’in de gitmesi bekleniyordu. Ama olmadı.
CHP tarihinin en iyi oyunu aldı. Ama yeterli gelmedi. Ali Özcan’ın tüm gayretlerine rağmen…
Olan oldu artık bu sonuçlara saygı duyulmalı ve Elazığ için yeni bir sayfa açılmalı.
ELAZIĞ NASIL TANITILIR?
6-9 Ekim 2011 tarihlerinde Ankara Kültür Merkezi’nde Elazığ Tanıtım Günleri düzenlenecek.
Bu tanıtım günleri için bugün bir toplantı düzenlenecek.
Elazığ Valiliğinin koordinesinde bu sabah saat 10.00’da Elazığ Belediyesi Kültür merkezi’nde düzenlenecek olan toplantıda, “Elazığ nasıl tanıtılır?” diye görüş alış verişinde bulunulacak. Bu toplantıya üst düzey yöneticilerimizin yanı sıra Sivil Toplum Örgütlerinin temsilcileri de katılacak.
Bu toplantıya katılacağız. Ama önceden buradan bir şeyler paylaşmak isterim.
4 günlük bu etkinlik, Elazığ tanıtımı için büyük bir fırsat olabilir.
En azından öyle düşünmek gerek.
Öncelikle bu etkinlik için bir komite oluşturulmalı. Yalnız bu komite az ve profesyonel olmalı…
Bu komite reklam şirketi gibi çalışmalı… Yeni bir ürünün tanıtımının yapılması gerekli…
Günümüz iletişim çağı. Elazığ’ı görsel olarak iyi anlatabilmeliyiz.
Tüm Türkiye’nin dikkatini çekmek için medyayı çok iyi kullanmak gerek…
Bu günde kendi pişirdiğimizi kendimiz yememeliyiz.
Kurulacak stantlarda Elazığ’ın bütün materyallerini sunmalıyız.
Örneğin, Kayısının Elazığ’da yetiştiğini insanlara anlatmalıyız.
Elazığ Vişne mermerinin anavatanın Elazığ olduğu anlatmalıyız.
Elazığ’ın eğitim ve kültür yuvası olduğunu söylemeliyiz.
Elazığ’ın tanıdık yüzleri orada olmalı… Onlar Elazığ’ı güzel yüzleri ve sesleriyle anlatmalı…
Eli kalem tutanları davet etmeli, bizleri anlatması için…
Markalarıyla Türkiye gündeminde olan girişimci Elazığlılar orada olmalı…
Yeni bir ruh ile Elazığ’ı tanıtmak gerek.
HELLALLEŞMEK
Son günlerin yeni sloganı “Helalleşmek” oldu.
Başbakan R. Tayyip Erdoğan, ilk olarak seçim öncesi grup toplantısında helallik istedi. AK Parti milletvekillerine, "Ben size hakkımı helal ediyorum, lütfen sizler de bana ve birbirinize hakkınızı helal edin" demişti.
Sonrası ise seçim sonrası meşhur balkon konuşmasında geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 3. kez çıktığı balkonda muhalefetten helallik istedi
Helalleşmek gelenekselleşti. Bir siyasimizde bizden helallik istedi.
“Helal hoş olsun” diyoruz.
Amaaa…
Acaba kalpten mi söylendi.
Helallik istedikten sonra görüşelim dedi.
Hala görüşüyoruz.
Randevu alıyoruz. Yine çıt yok.
İnşallah görüşeceğiz.
SÖZ AÇILMIŞKEN
Evet, yaz geldi artık…
Bu demek ki tatil göründü bize..
Allah nasip ederse önümüzdeki hafta tatile çıkıyoruz.
Tatil dediysek, yanlış anlamayın, öyle sahil kenarı veya tatil köyü değil…
İstanbul’a akrabaların yanına gidiyoruz.
Uzun bir süre ayrı kalacağız.
Şimdiden hakkınızı helal edin.
HAKKINI HELAL ETSİN
Koca dere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor.
Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, Kimi Adıyamanlı, Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor…
Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır.
Zor nefes alıp vermektedir.
Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır.
Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.
“Ölme ihtimalim çok fazla…
Ben bir pusula yazdım…
Arkadaşıma ulaştırın…”
Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur:
“Ben… Ben köylüm Lapseki’li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç aldıydım…
Kendisini göremedim.
Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin”
“Sen merak etme evladım” der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar.
Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de
“söyleyin hakkını helal etsin” olur…
Aradan fazla zaman geçmez.
Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.
Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor.
Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine bir pusula.
Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır.
Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır.
Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz…
PUSULADAKİ NOT:
“Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi.Biraz sonra taarruza kalkacağız.
Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim.”