
Toplum olarak zor günlerden geçiyoruz. Her çatışma ve her şehit haberi tüm kesimlerin sinir uçlarını artan şiddette uyarıyor. Şehit haberlerinin hemen sonrasında büyük infialler ve öfkeler yaşanmaktadır. Birkaç gün sonra ise her şey yeniden rutine dönmektedir. Süreçte uyarılan sinirin hassasiyeti zamanla azalıyor gibi görünse de hafızaya kaydedilmektedir. Bununla birlikte düzensiz ve belli aralıklarla uyarılan sinir uçlarının eski haline dönmesi de gitgide imkânsızlaşmaktadır. Her an yeni bir uyarı beklentisi ile fizyolojisi bozulmuş, hasta bir halde hayatiyetini sürdürmektedir.
Evet, toplum olarak son 25-30 yıldan beri süregelen terör olayları toplumun fizyolojisini de psikolojisini de bozdu. Büyük bir öfke, kin ve nefret hafızalarda birikti. Büyük bir havuzun dolması gibi damlaya damlaya havuz doldu ve eğer çözüm üretilmez ise havuz taşacak ve havuzun taşmasının faturası da çok ağır olacaktır.
Bana bu korkuyu yaşatan en önemli gelişme Anadolu’nun Batısından duyduğumuz sivil sade vatandaşlar arasındaki çatışmalarıdır. Pamukova, Bursa, Germencik ve en son Zeytinburnu İlçesinde yaşanan mahalleli, sivil vatandaş kavgaları birer alarm işaretidir. Herhangi bir bölgede başlayacak sıradan bir olay yangının sıçramasına benzer şekilde birçok bölgeye sıçrayacaktır. Anadolu’da ufak bir provokasyon sonrası öfke seline kapılacak mebzul miktarda genç de mevcuttur. Geçmiş tecrübelerimiz bu tür provokasyonların bu topraklarda ne kadar kolay tezgahlandığını bize acı bir şekilde göstermiştir.
Geri dönüşümü imkânsız, büyük acılar yaşatacak olaylar yaşamamak için askerinden siviline, polisinden imamına kadar herkese büyük görev düşmektedir. Galiba en büyük görev de basına düşmektedir. Çünkü yangının şiddetini arttıran, kontrolsüz kılan; rüzgârdır, gazdır.