Aidat Takip Sistemi + Hazır Dernek Sitesi + 1000 Adet SMS Sadece 229 TL
Kanal 23 Uyduda!
Kanal 23 Canlı İzle
833 kez okundu
Hasan Erden
Hasan Erden
herden1950@hotmail.com
Türkiye’deki çok kamuflajlı ve gizli savaşta düşman nasıl gizlenmiş?
03 Temmuz 2017 17:08

  Türkiye’deki çok kamuflajlı ve gizli savaşta düşman nasıl gizlenmiş?

Vücut, mikrobu tanıdıysa, ona karşı direnç gösterir, savaşır ve kazanır, organizma mikrobu tanıyamadıysa savaşı kaybeder. Türk milleti 90 yıl önce Milli Mücadele’de düşmanını görüyordu ve tanıyordu. Bugün ise görmüyor ve tanımıyor. Öyleyse, bugün gizli ve sinsi yöntemlerle bizi yok etmeğe çalışan, düşmanları tanımağa başladığımızda, bu düşmanlarla savaşımızda pek çok şeylerin değişmeye başladığını açıkça göreceğiz inşallah...

Ülkemizde kendilerini göstermeyen

gizli düşman işgal orduları

 

Irak’taki ve Suriye’deki savaştan daha çok tehlike arz eden başka bir savaş ve başka bir işgalle karşı karşıya bulunuyor Türkiye.

Bu işgal, sivil işgaldir…

Kast ettiğimiz PKK ya da onun kolları değildir!

Sömürgeci güçlerin bu sivil işgal orduları ile, Irak’taki ve Suriye’deki askeri işgal orduları arasında pek çok benzerlikler ve bağlantılar vardır.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, Irak’ı, Suriye’yi ve Lübnan’ı işgal eden askeri işgal or­duları da, Türkiye’yi kuşatan sivil işgal orduları da sömürge­cinin aynı stratejilerinin birer uzantılarıdır ve ABD’nin aynı komuta merkezlerine bağlıdır.

Zaten Amerikan ordusunda, Pentagon’da görev yapan, özellikle Türkiye’deki askeri üslerde görev yapan pek çok askerlerin, pek çok Amerikalı subayların, Türkiye’deki bu sivil işgal güçlerinin karar mer­kezlerinde de görev alması, her iki işgal gücünün görev ve fonksiyonlarının ne kadar iç içe olduğunun bir göstergesidir.

TÜRKİYE’DE MİLLETİMİZİN BEYNİ VE

RUHU ÖLDÜRÜLMEĞE ÇALIŞILIYOR

Öncelikle belirtelim ki, Lübnan’da Müslümanların bedenleri öldürülüyor, ama bizim memleketimizde bu sivil güçler tarafından insanlarımızın ruhları öldürülmeğe, kişilikleri ve kimlikleri yok edilmeğe çalışılıyor. Benliklerinden ve bizliklerinden çıkarılmak ve başkaları ha­line getirilmek isteniyor.

Irak’ta, Suriye’de ve Lübnan’da insanlar ve toplumlar öldürülmek ve yok edil­mek istendiklerini çok açıkça görüyorlar, çok acı ve ıstırap duyuyorlar, bu yüzden tepki gösterebiliyorlar ve savaşabiliyorlar.

Bizde ise kitleler, ruhlarının, kimliklerinin ve kişiliklerinin öldürülmek istendiklerinin farkında olamıyorlar, bu yüzden tepki gösteremiyorlar, kendilerini sa­vunma ve savaşma ihtiyacını duyamıyorlar.

Bundan aşağı-yukarı yarım asır önce Sovyetlerin yıkılmasına ve parçalanmasına yol açan soğuk savaş, şimdi Türkiye’ye karşı ve İslam dünyasına karşı yapılıyor. Türkiye de Sovyetler gibi yıkılmak ve parçalan­mak isteniyor.

Sömürgeci ABD, bu hedefini gerçekleştir­mek için, kül­türel ve psikolojik bir savaşla, Türkiye’yi teslim almak, iradesini yok etmek ve direncini bitirmek istiyor.

ÜLKEMİZ BİR BAŞTAN BİR BAŞA NASIL

PARÇALANMAK VE BÖLÜNMEK İSTENİYOR?

Ecdadımızın kanları ve canları pahasına bize miras ve emanet bıraktıkları Türkiye toprakları bir baştan bir başa param parça edilerek elimizden alınmak isteniyor.

Öncelikle Dedemiz Fatih Sultan Mehmet’in bize mirası olan İstanbul’umuzda Bizans İmparatorluğu yeniden diriltilmek ve hortlatılmak isteniyor. Geçmiş yazılarımızda bu konuda yaptığımız çalışmalarda çeşitli örnekler vermiştik, hatırlarsınız.

Buna ek olarak Karadeniz bölgesinde Trabzon merkezli bir Rum İmparatorluğu diriltilmek ve hortlatılmak isteniyor.

Ayrıca Güney Doğu Anadolu bölgesinde ABD’nin güdümünde Barzani bağlantılı bir Kürt devleti kurulmak isteniyor.

Bunlardan başka Türkiye’nin güneyinde ve batısında küçük küçük, başka başka devletçikler ve başka başka eyaletçikler oluşturulmak isteniyor.

TÜRİYE’NİN GEÇMİŞ YÖNETİCİLERİNİN

TÜRKİYE KARŞITI ABD KÖKENLİ İTİRAFLARI

Geçmiş Türkiye devlet yöneticilerinin ABD’nin nüfuzunda ve etkisinde yaptıkları itiraflarına göre, Uzun süre ülkemizin çıkarlarına ve menfaatlerine aykırı olarak maalesef Türkiye’nin parçalanması ve bölünmesi istenmiştir.

1996’da İstanbul’da yapılan “Habitat II” Toplantısında BM Genel Sekreteri Butros Gali, açılış konuşmasında, ülkemizi eyaletlere bölünmüş gibi tanıtarak “Türkiye Federal Cumhuriyeti” diye söz etmiş ve İstanbul hakkında da “İstanbul Federe Devleti” şeklinde konuşmuştur. O sırada toplantıda hazır bulunan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve diğer yüksek düzeyde devlet erkanı bu saldırı karşısında sessiz kalmış ve hiçbir tepki göstermemiştir. Bu tepkisizlik, Türkiye yönetimlerinin üniter devlet yapısını korumaya yönelik hassasiyetlerinin ne kadar zaafa uğradığının göstergesi olmuştur.

Devlet yöneticilerinde aynı sessizlik ve tepkisizlik ülkemizin paramparça edilmesi hazırlıklarında da görülmüştür. Geçmiş yazılarımızda bu sessizliklerle ve tepkisizliklerle ilgili pek çok örnek vermiştik, hatırlarsınız.

BU SAVAŞ İNSANLARIN EN ÇOK SEVGİ VE SAYGI

DUYDUKLARI UNSURLARLA İLE ÖRTÜLENİYOR

Peki bu savaştan Türkiye’de kitlelerin neden hiç haberi ol­muyor?

Türkiye toplumunun, savaşın farkında olmayışı, kültürel ve psikolojik savaşın gizli ve sessiz olma niteliğinden kaynaklanıyor, kılıflı ve kamuflajlı olma özelliğinden, Türkiye toplumunun arazi­sine uydu­rulmasından kaynaklanıyor.

Savaş, barış programlarının içerisine gizleniyor. Top­lumda insanların en çok önem verdikleri, en çok sevdikleri ve saygı duydukları değerleriyle örgütleniyor. İnsanlar adeta sosyal ve siyasi bubi tuzaklarıyla kuşatıl­dık­ları halde bunun farkında olamıyorlar.

Önlerine yem ola­rak uza­tılan, ihtiyaçlarıyla ve değerleriyle ilgili programların ardındaki hinlikleri ve hainlikleri, fitleri ve fitneleri göremiyorlar.

TÜRKİYE’DE SAVAŞ İNSANI BİLMEDEN

SÖMÜRGECİYE ÇALIŞIR HALE GETİRİYOR?

Türkiye’deki savaş, insanları olduklarından başkası yapan, sömürge­cinin insanı haline getiren operasyonlardan oluşuyor.

Bakı­yoruz, düşman, ya bir insan hakları ve özgürlükleri mas­kesiyle karşı­mıza çıkıyor, ya da dinimizin, ya da ülkümüzün bir gereği ve parça­sıymış gibi tak­dim edilen bir programın veya bir projenin içine yuvalanmış olarak çok yakınımızda yer alıyor.

Bazen bir dernek olabiliyor, bazen bir vakıf olabiliyor, ba­zen bir cemaatten gözükebiliyor, bazen bir kitap ve bir gazete olabiliyor, bazen bir televizyon ve bir internet sitesi olarak evimize girebiliyor, bazen bir film ve sinemayla hayatımıza sokulabiliyor.

Topyekün bir savaşla yüz yüze kalıyoruz ve bu savaşla büyük bir değişime uğruyoruz. Dün hayır dedik­leri­mize, bugün evet der, evet dediklerinize de hayır der hale geli­yoruz.

DÜN HAYIR DEDİKLERİMİZE EVET,

EVET DEDİKLERİMİZE HAYIR DİYORUZ

Dün hoşlandığımız ve sevdiğimiz şeyler bugün bize garip ve yabancı geliyor. Dün sevmediğimiz ve nefret ettiğimiz hal ve davranışları bugün benimsemeğe ve sevmeye başlıyoruz.

Aşklarımız, tutkularımız değişiyor. Hassasiyetlerimiz, kır­mızı çizgilerimiz başkalaşıyor. İhlaslar, samimiyetler bitiyor. Kendinizi adadığımız, hayatımızı ve varlıklarınızı feda ettiğiniz değerlerimiz farklılaşıyor.

Ruhumuz yok oluyor. Zihnimizde ve ru­humuzda sessiz patlayan sinsi bombaların tesiriyle hük­men yıkılmış ve mağlup olmuş oluyoruz.

Bugün, Türkiye toplumunu böyle bir akıbete sürükleyecek sessiz ve sinsi bir savaşla karşı karşıya bulunu­yoruz. Ama asıl üzücü ve endişe verici olan, gerek Türk milletinin büyük bir çoğunluğunun ve gerekse siyasetin böyle bir sa­vaştan hiç haberinin olmamasıdır…

Türk milletinin ve başındaki devlet yöneticilerinin ve sorumlularının bir an önce uyanması gerekiyor.

Ses­siz ve derinden gelen sömürgeci düşman saldırıla­rına, bir an önce karşı durması ve ben varım ve var olacağım diyerek tepkisini ve di­rencini ortaya koyması lazım geliyor.

Çok yakınımızdaki Irak gibi cephe sa­vaşlarına maruz kalmadan, Türkiye’nin bu sessiz ve derinden savaşı her halükarda ka­zanması gerekiyor.

BU SESSİZ VE GİZLİ SAVAŞI

KAZANABILMENİN YOLU

Bu sessiz savaşı kazanabilmenin yolu, öncelikle Türkiye ile savaşanları yakından tanı­maktan, yöntemlerini ve kurallarını iyi anlamaktan geçer.

Has­ta­lıktan kurtulmanın ve tedavi olmanın ilk şartı, o hastalığı ve sebebi olan mikrobu teşhis etmek ve tanımaktır.

Vücut, mikrobu tanıdıysa, ona karşı direnç gösterir, savaşır ve kazanır, organizma mikrobu tanıyamadıysa savaşı kaybeder.

Türk milleti 90 yıl önce Milli Mücadele’de düşmanını görüyordu ve tanıyordu. Bugün ise görmüyor ve tanımıyor.

Öyleyse, bugün gizli ve sinsi yöntemlerle bizi yok etmeğe çalışan, düşmanları tanımağa başladığımızda, bu düşmanlarla savaşımızda pek çok şeylerin olumlu olarak değişmeye başladığını açıkça göreceğiz inşallah...

Sevgiler, saygılar…

Hasan Erden

herden1950@hotmail.com

BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
İbrahim Taşel - HIRS DENİZİNDE BOĞULMAK
İbrahim Taşel
31 Aralık 2012
YAZARLAR
HAVA DURUMU
ELAZIGELAZIG
ELAZIĞ-BALIKESİR
71 kez görüntülendi
DENİZLİ-ELAZIĞ
171 kez görüntülendi
ELAZIĞ-A.GÜCÜ
438 kez görüntülendi
ESKİŞEHİR-ELAZIĞ
372 kez görüntülendi
ELAZIĞSPOR AÇIKLAMA
138 kez izlendi
ESİB VE ÇİMENTO
140 kez izlendi
ELAZIĞ 2-2 BALIKESİR
170 kez izlendi
HAZAR'DAN S.O.S!
568 kez izlendi
Aidat Takip Sistemi + Hazır Dernek Sitesi + 1000 Adet SMS Sadece 229 TL
ÇOK OKUNANLAR