
- İç barış , huzur ve kitlesel refah onun düzgün olmasına bağlı.
- İlerleme, aydınlanma, kalite, dürüstük, toplumsal ahlak onunla ilgili.
- İman, irfan, ilim, merhamet ve asalet onu sağlamak ister.
- Kısaca “adalet” her şeyin başı.
- Dinlerin de sağlamaya çalıştığı o, başka siyasal akımların ve doktrinlerin de.
- Ülkemiz Müslüman bir ülke.
- Hem de dünyadaki diğer Müslüman ülkelerin en iyisi sayılır.
- Hangi alanda?
- Çoğu alanda.
- Yeterli mi?
* Ne yazık ki hayır.
* İyi bile değiliz
* Orta diyelim.
Eksik nedir?
* Şekilciliğe kaçmamız,
* Simgeselliğe kaçmamız,
* İki yüzlülüğe kaçmamız,
* Öze inmekten kaçınmamız,
* İşi (hatta ihaleyi) ehline vermenin gerçekçi sistematik mekanizmasını kuracağımıza, göstermelik yöntemlerle yetinip “Şimdiye kadar onlar götürdü, şimdi de biz götürelim” anlayışından kurtulamamamız.
* Kayırmacılık vs.
Örnek verilebilir mi?
Her gün onlarcasını duyuyoruz, yazılıyor-çiziliyor, bazen de kendimiz şahit oluyoruz, sade şimdi de değil eskiden de vardı, azalmadan ve artarak devam ediyor. Mesela;
* Laikliği içki sofrasına ve danslı-dansözlü yemek programına indirgeyeninden, türbanı sanki İslam’ın beş şartından biriymiş gibi algılatanına kadar.
* Ramazan filesini adaletin özüymüş gibi yansıtanından, fakire kömür dağıtımını çözümmüş gibi empoze edenine kadar.
* Mini etekle dolaşmanın çağdaşlık olduğunu ima edeninden, kuru namaz kılmanın (işine yansıyan hiçbir şey yok) dindarlık olduğunu zannedenine kadar.
* Salt frak giymenin Atatürkçülük veya modernlik olduğunu dayatmaya çalışanından, Şeyhini veya cemaat liderini peygamber konumunda (haşa) göstermeye çalışanına kadar,
* Allah rızası için bağışlanmış yardım paraları üzerinden yolsuzluk yapanından, “Halk Konseri” gerekçesiyle milletin parasını yandaş sanatçılara cömertçe dağıtanına kadar.
* İhale peşkeşleri, torpiller, kayırmalar, yandaş gazeteciler, yandaş hakimler, yandaş polisler-profesörler-generaller vs. vs.
- İşte bunların hepsi ilmi,dini ve ahlaki söylemlerimizin özde uygulanmadığını gösteriyor.
- Hepsi şekle vurgu yapıyor.
- Hepsi simgeye vurgu yapıyor.
- Hepsi istismara, iki yüzlülüğe, örgütsel veya kişisel çıkarcılığa vurgu yapıyor.
- Sonuç: ADALETSİZLİK ile gelen huzursuzluk, kamplaşma, kavga, kargaşa vs…
- Ne yapmalı;
- Konuların özüne inilmeli, içi doldurulmalı.
- Halkın eğitim-öğretim seviyesi süratle yükseltilirken, insanların tek yükselme kriteri çalışma-üretme ve liyakat olmalı.
- Yardım için dağıtılan kömür torbalarına mecbur kalanları en aza indirmeli,
- Çocuğunu başka illerdeki üniversiteye gönderme zorunda olup ta barındırma imkanı olmayanları, istemediği örgüt ve grupların yurtlarına mecbur bırakmamalı,
- İşe ihtiyacı olan işsizler ve kitleler iktidarın kulu-kölesi konuma düşürülmemeli,
- Ramazan filesine muhtaç insan sayısını en aza indirmeli,
- Ramazan ayını dayanışma ayından dayatma ayına çevirmemeli (Şatafatlı iftarlar, abartıya ve gösterişe kaçan iftar çadırları, abartılı ve israflı konserler-programlar vs.), çoğu da (dolaylı da olsa) devlet bütçesinden!...
- Acaba bu kadarı gerekli mi?...Bir yönü de; yüzyıllarca çalgıya günah dedik şimdi de çalgısız - şatafatsız duramıyoruz!
- İşte adam da o zaman çıkar şatafatlı iftarların yapıldığı beş yıldızlı otellerin önünde yer sofrası kurar ve yaşananları eleştirir!
- Haklı da!.
- Çünkü özü (veya ADALETİ) yakalayamadığımız gibi ondan uzaklaşmaya da devam ediyoruz!
- Acizane ben de bu camianın az-çok içindeyim!...
- Eğriye eğri, doğruya doğru!..