
Muhteşem yüzyıl dizisini her hafta merakla bekleyenlerdenim. Bu diziyi izlerken de Kanuni’ye dair merak ettiklerim çoğaldı nedense. Birçok Osmanlı tarihi kitabını karıştırdım bu sayede. Ve rastladığım en ilginç notu sizlerle paylaşmak istedim. Unutulan tarihimizi hatırlatması bakımından önemli ama imparatorluğu döneminde ömrü savaş meydanlarında geçmiş ve sadece 1,5 yıl sarayda kalabilmiş Kanuni’yi sadece bir hareme sığdırılması bakımından yanlış bulduğumu da belirtmek istiyorum.
Osmanlı'nın yıkılış sebeplerine dair çok şey söylenip yazıldı. “Yeniçeri’nin yozlaşması” dendi “Sanayi Devrimi’nden geri kalması” dendi... Belki de söylenegelen sebeplerin hepsinde birer hakikat payı vardı. Fakat yıkılışın önemli bir sebebi var ki Osmanlı'nın hem de en zirvede olduğu zamanda dile getirilmişti: nemelâzımcılık. Bu içtimaî kara delik tarih boyunca nice fert topluluk cemaat devlet ve imparatorluğu yutmuştu. Kanunî Sultan Süleyman devletini olabilecek en yüksek seviyelere çıkarır; ama “Günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı?” diye de zaman zaman düşünür… Birçok meselede olduğu gibi bu endişe edilecek düşüncesini süt kardeşi meşhur âlim Yahya Efendi’ye açmaya karar verir. Keşfine kerametine inandığı Yahya Efendi’ye el yazısıyla bir mektup gönderir: “Sen ilâhî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi hâlde çöker? Osmanoğulları’nın âkibeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” diye özetler endişesini. Devrin kudretli sultanı Muhteşem Süleyman'dan gelen bu mektubu okuyan Yahya Efendi'nin cevabı ise gayet kısadır: “Nemelâzım be Sultanım!” Topkapı Sarayı'nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan bu söze bir mânâ veremez endişesi daha da artar. Zîrâ Yahya Efendi gibi bir zât ciddi bir meseleye böylesine basit bir cevap vermezdi vermemeliydi… Söylenmeye başlar: “Acaba bilmediğimiz bir mânâ mı vardır bu cevapta?"
Kalkar Yahya Efendi'nin Beşiktaş'taki dergâhına gider. Bu sefer sitem dolu bir şekilde "Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme soruyu ciddiye al!" diyerek sorusunu tekrar sorar Yahya Efendi duraklar: “Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.”
“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece "nemelâzım be sultanım!” demişsiniz. Sanki ‘beni böyle işlere karıştırma’ der gibi bir mânâ çıkarıyorum.” Yahya Efendi bunun üzerine ibret dolu şu sözleri tarih gergefine nakşeder: “Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa haksızlıklar ayyûka çıksa... İşitenler de nemelâzım deyip uzaklaşsalar sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese bilenler bunu söylemeyip sussa gizleseler fakirlerin muhtaçların yoksulların kimsesizlerin feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Âsâyiş ve emniyete vesile olan itaat hissi gider halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir…” Söyleneni dinlerken ağlamaya başlayan koca Sultan başını sallayarak da bunları tasdik eder. Söz bitince ikazlarının devamı için tembihte bulunur süt kardeşine. Sonra da memleketinde kendisini ikaz eden böyle bir âlim olduğu için Allah’a şükrederek oradan ayrılır… ***
İçinde bulunduğumuz şartlar geçilmez geçitler, yıkılmaz kaleler değildir. Yeneriz, yıkarız, geçeriz ve üstün geliriz. Yeter ki; “neme lâzımcılık Anlayışı”nı terk edelim. Gerisi kolay! Vatanı ve milleti kurtaracak kahramanlar da, kadrolar da, fikir ve yöntemler de bulunur. Şunu da hiç unutmamalıyız ki; “Sahipsiz kalan vatanın batması haktır, / Sen sahip olursan vatan batmayacaktır.” diyen şair, bu sözünü Osmanlı’nın yıkılış döneminde söylemiştir Bu sözler neme lazımcılığa uyarı sayılan sözlerdir. . Ve yine yeter ki ; “Vatan dediğimiz coğrafya, inançlarımızı yaşayacağımız yer olsun.” Çünkü atalarımız inançlarımızı yaşayalım diye bu toprakları bize miras bıraktılar. Biz de bu mirasa sahip çıkalım ve bizden sonraki nesillere bizim olan bir vatan bırakalım. Bizim olan vatanın ve onun üstünde yaşayan milletin sonsuza kadar yaşaması için şu eşsiz uyarıya (hadise) dikkat edelim : “Nemelazımcılık; insanlık değerlerine aykırı, köleliği kabullenen, kula kul olmayı yeğleyen bir anlayıştır. Siz siz olun böyle bir anlayıştan uzak durun! Şunu iyi bilmeliyiz ki, gün gelir; neme lazım, ben kendime bakarım” diyenlerin kapısı da çalınır !