
Toplum olarak popülist politikalar ve yaklaşımlar pek hoşumuza gidiyor. Hoşumuza gidip kabul gördüğü için de uygulayıcılar da durumdan memnun vaziyette. Bu arada zamanda akıp gidiyor. Alan memnun, satan memnun.
Satıcı malını iyi paketleyip satmaya çalışır. Çoğu zaman iyi bir paket, iyi pazarlama teknikleri malın ayıbını kapatır. İyi mal dedik. Mal zaten paketin içindeki üründür, aslında bizim de ilgili olduğumuz paket değil de içindeki ürün değil midir? Alıcı ve satıcı arasında kıriz, alıcının dikkatini paketten ayırıp içindeki mala yöneltip, araştırmaya ve bu malı sorgulamaya başladığında çıkmaktadır. Usta alıcı alacağı ürünün vasfını bildiği zaman tartma ve değerlendirme sürecine girer, ürünün Avrupa değil evrensel dünya standartlarına uygunluğunu düşünür.
Yazımın başından beri mal veya ürün diye tanımladığım nesneyi sadece hediyelik eşya olarak değerlendirmeyelim. Satıcı ise ürünü yeterli kalitede değil ise popülist yaklaşımlarla dikkat dağıtır, kendisi ve zamanın özel şartları ile ilgili mazeretler üretmeye başlar.
Ürün sadece hediyelik eşya değil dedik. Olayı biraz somutlaştırmaya çalışalım. Evrensel dünya standartları ve inşaat biliminin kitaplarına göre iki yılda bitecek yol veya binayı bir yılda yapma popülizmine girerseniz doğru ürün üretemezsiniz. İnşaat ve ekonomi biliminin maliyetlerinin altında ürün satma popülizmine girerseniz doğru ürün üretemezsiniz. İki saat de ancak gidilecek yola ben bir saatte götürürüm derseniz kaza yaparsınız. En milliyetçi, en vatansever en yüksek bayrak direği yapan derseniz içi boş, popülist milliyetçiler yetiştirirsiniz.
Evet, her şeyin modern bilimlerle tanımlamış, tarif edilmiş şart, süre ve gerekliliği var. Popülist yaklaşımlarla kendinizi ve toplumumu kandırdıkça her depremin altında kalırız. Eğer depremde ezilmek istemiyor isek; artık popülizmden, reklam kokan hareketlerden, a’dan z ’ye her konuda uzaklaşıp her şeyi desinler görsünler için değil, hak ettiği şekilde yapalım.
Zarfa değil mazrufa bakmayı artık öğrenelim.