
İnsanlar çevrelerinde mutlu, huzurlu olan kişi-aile-kurum gördüklerinde gıpta ile bakarlar ve klasik o soruyu içten veya dıştan sorarlar: “Bunu nasıl başarıyorsunuz?” Aslında söylemek istedikleri şudur: “İçinde bulunduğum durum nedeniyle çok sıkıntıdayım, bana acilen bir çözüm önerisinde bulunun.”
İstediklerini kısmen de olsa karşılayacak ve bunları kendilerine öğretecek insanları da bulabilirler. Kısa bir süre için, o beceri ve teknikler etkili oluyormuş gibi gözükebilir. Bunlar toplumsal aspirin veya yara bandı görevi üstlenerek pratik çözüm gerektiren sorunların bazılarını ortadan kaldırabilir.
Ama temelde ki kronik sorun olduğu yerde kalır. Sonunda da acil çözüm bekleyen yeni belirtiler çıkar ortaya.
Sorunu algılama tarzımız sorunun kendisidir. Çünkü “Karşılaştığımız önemli sorunlar, onları ürettiğimiz zamanki düşünce düzeyiyle çözülemez.”
İnsan ilk önce kendisiyle; daha da önemlisi benliğinin en iç kısmıyla; yani kendi paradigmaları, karakteri ve amaçlarıyla başlamalıdır işe.
Buna göre mutlu bir yaşantınızın olmasını istiyorsanız, pozitif bir enerji yayan bir insana dönüşmelisiniz. Daha canlı uyumlu bir çocuğunuzun olmasını istiyorsanız, daha anlayışlı, empatili, duyarlı, tutarlı sevecen bir ebeveyn olmalısınız. İşinizde daha rahat ve başarılı olmayı istiyorsanız, daha sorumlu, daha yardımsever, daha fazla katkıda bulunan bir eleman olmalısınız. Yeteneklerinizin tanınmasının sağlayacağı ikincil bir getiriyi istiyorsanız, önce dikkatinizi birincil olan karakter yüceliğine vermelisiniz.
“İçten dışa başarı” yaklaşımı, genel zaferlerden önce özel zaferlerin geldiğini; kendi kendinize söz verip bunları tutmanızın, başkalarına söz verip tutmanızdan daha önemli olduğunu anlamanıza bağlıdır.”