
Güç otoritedir, saygınlıktır.
Güç dosttur, düşmandır.
Güç şatafattır, ihtişamdır.
Güç aydınlıktır, karanlıktır.
Gücü oluşturan tek başına veya iç içe geçmiş onlarca faktör vardır. Bunlar para, makam, yetenek gibi saymakla artacak, biri olunca diğerini de daha kolayca sağlayıp sonunda güce götüren yollardır. Evet bu yollar dostluğa, aydınlığa götürebildiği gibi düşmanlığa veya karanlığa da götürebilmektedir.
Eğer gücünüzün farkındaysanız sorun yok. Gücün farkındalığı nedir? Ben bu gücü nasıl elde ettim? Bu gücü doğru şekilde kullanabiliyormuyum? Gücüme bağlı sevgimi, nefretmi çağrıştırıyorum? Bu soruları daha da arttırabiliriz. Yok eğer gücümüz gözümüzü kör etmiş, artık her şey mübah görülüyor ise, bu gücün bir gün kaybolacağı düşünülmüyor ise , işte o zaman durum çok kötü. İşte o zaman güç, o kişinin düşmanıdır, götüreceği yer ise karanlıktır.
Çok güzel bir reklam vardı, “kontrolsüz güç, güç değildir.” Çünkü güç’ten önemlisi de onun kontrolüdür. Gücün sarhoşluğuna kapılıp kontrolü kaybedersek er veya geç bir duvara toslayacağız demektir.
Gücün en güzel kontrolü ise sevgi ve saygıdan, kendini bilmekten, Allah’tan korkmaktan geçmektedir. Kanundan hukuktan geçmektedir. Sevmez, saymaz, kendimizin insan olduğunu unutur, Allah’tan layıkı ile korkmaz, her yaptığımızın yanımıza kar olarak kalacağını düşünür isek er veya geç kontrolümüzü ve gücümüzü kaybederiz. İşte o zaman iş işten geçmiştir. İşte o zaman yüzleşme zamanıdır.
En sonunda büyük ordulara hükmetmiş bile olsanız yüzleşmeden, hesaptan kaçamazsın. İşte o zaman bize gücü emanet edenler hesabını sorar.
Her zaman emanet sahiplerinin er veya geç emanetlerinin hesabını sorduğu gibi.