
Bu oyunu köşemde yazmam da çok önemli nedenlerim var. Birileri uyduruk sözlerle sahip olmak isterken, internette birçok insan da yalan yanlış şekilde çayda çırayı anlatmaya çalışmış. Oyun, amacı itibariyle aydınlatma güdülerek ortaya çıkmıştır. Çıkış şeklide çeşitli efsanelere bağlanarak anlatılmıştır. Eskilerde aydınlatma “çıralarla” sağlanırmış. Bu konu da merhum Fikret Memişoğlu bir yazısın da “Orta Asya Türklerinin çıra yakma geleneğinden bahsederek, bu geleneğin Harput ve çevresinde korunup yaşatıldığından” bahseder.
Merhum İshak Sunguroğlu ise bir yazısında “Elazığ’ın Altınovası’nda 17. Yüzyılda yapılan bir düğünde meydana gelen olayları, Harput’ta bulduğu “KARAKAPLI” defterden alarak Pembe Han’ın düğününü nakletmiştir. Akla, mantığa uyanda bu olaydır. Altınova’yı dolanan ”haringet” çayının kenarına kurulan düğün meydanı, çıralar yakılarak aydınlatılmış, kazanlar kurulup yemekler pişerken, düğün de ihtişamı ve coşkusuyla devam etmiştir. Bu coşku devam ederken çıraların haricinde, doğan ayla daha da aydınlanmış,düğün yeri adeta gündüz gibi olmuştur. Aniden tutulan ay, çıralarında yanarak sonuna yaklaşması nedeniyle etrafı karanlığa bürümüştür. Birdenbire duran düğün coşkusu ve müzik,yerini sessizliğe ve fısıldaşmaya bırakmıştır. “
Gelin uğursuz, ay tutuldu, gelin uğursuz” konuşmaları düğün sahibi Pembe Han’ı çok üzmüş ve aniden düğün meydanına atlayarak haykırmaya başlamıştır, “ne duruyorsunuz, neden sustunuz, kim demiş gelin uğursuz, ay tutulması ölüm gibi Allah’ın emridir” diye haykırdıktan sonra çıraları eline alarak “çal davulcu- çal zurnacı diyerek çalan davulun ritmine uyarak yürümeye başlamıştır. Bunu gören misafirler yanan çıraları bitince de yanan odunları kazanların dibinden alarak Pembe Han’ın peşinden kollarını sallayarak Haringet Çayı’nın kenarında ritmik yürümeye başlamışlardır. Ellerinde ki çıralarla çok güzel bir görünüm vererek, her yanı yeniden aydınlatırken Haringet Çayın’da görünün siluetleriyle Çayda Çıra’nın yandığını göstermişlerdir.
Oyuna katılmayan misafirler Haringet çayına bakarak “aaa Çayda Çıra yanıyor” diye bağrışarak coşkuya ortak olmuşlardır. Böylece de Çayda Çıra’nın temeli atılmış olur. İlerleyen zamanlar da oyun disipline edilip zenginleştirilerek günümüze kadar gelmiştir. Çıra geleneği Harput ve çevresine yerleştiğinden, bu gelenek nedeniylede düğünde “Çayda Çıra yanıyor” oyununun doğuşuna sebep olmuştur. Çayda Çıra oyununun en doğru ve düzgün efsanesi de Pembe Han’dır. İki sevgilinin göl kenarında buluşması pekte Çayda Çıra’yı çağrıştırmıyor. Çünkü gölle çay farklı sulardır. Birilerinin nehirde ki karpuz da kandiline hiç benzemez. Çayda, çıra’nın yanması lazım, akıllı ve mantıklı olmak lazım.
Çayda Çıra, sürekli kendi melodisiyle oynanır. Oyunun başlangıcında “Şirvan ya da Gelin Ağlatma Havası” denilen bir Harput melodisi çalınır. Oyun 10/8’lik usulde Şirvan makamındadır. Şirvan Harput’a has bir makamdır. Bu oyunla ülkemizi temsilen ekibimiz,Avrupa ve Asya’da oynamış, “Mumlu Dans” diye isim yapmıştır. Oyun aracı 2 tabakla içerisinde ki 3 er mumdur. Çayda Çıra usul itibariyle başladığı gibi bitmekte, usul de bir değişiklik olmamaktadır. Bu oyun özellikle “Güvey” gezdirmesi geleneğinde oynanır. Ayrıca Güvey ya da gelini misafir önüne çıkarırken oynanır. Oyunda söylenen 6 kıta dörtlüğü mevcuttur. Bunların arasına “Hanım nanay nanay” ilave edilir.
Çayda çıra yanıyor, Yanar çayda çıralar,
Yanıp yanıp sönüyor, Kızlar oyun sıralar,
Yavaş yürü usul bas, Gelin hanım gelirse,
Engeller uyanıyor. Defçi toplar paralar.
Çayda çıra yanıyor, Çayda çıra yanıyor,
Ay tutulmuş sanıyor, Humar göz uyanıyor,
Yavaş oyna güzelim, Fitil çifte yara bir,
Herkes seni tanıyor. Yürek mi dayanıyor.
Çayda çıra yakarım, Çayda çıra yanıyor,
Yar yoluna bakarım, Yanıyor sıra sıra,
Bir yüz görümlüğüne, Yerim keklik ben şahin,
Beşibirlik takarım. Giderim ardı sıra.
SAYGILARIMLA