
Eskiden yapılan Mahalle malçlarını çoğunuz bilirsiniz. En büyük lüksümüz buydu. Fenerbahçe-Galatasaray derbisi bizim yaptığımız bu maçların yanında çırak bile olamazdı. Öyle kafa göz yarmalar. Tekme tokat girmeler. Koca, koca zoppalar. Yenilince sanki mahallenin namusuna leke sürülmüş olurdu. Cahallık işte. Yensen ne olur, yenilsen ne olur? Ortada puan yok, para yok, şampiyonluk yok. Guru guruya, gadan alam… Ama gel de bu çağalara anlat. Mesela Sürsürü’ye gidip maç yaptınız. Onun kritiği iki gün üç gün sürerdi. Karma almak yasaktı. İlla ki o mahallede oturması şarttı. Nereden bilirdiniz? diye soracak olursanız,bilirdik işte.Tabi ki bu mahalle maçlarına hazırlanmak için her gün kendi aramızda çüt kale yapardık…O zaman futbol oyun kurallarını bilmediğimiz için, geleneksel hale gelen kurallar uygulanırdı.Şimdi onlardan bahsedeceğiz..
İKİ TAŞ, OLDU KALE
Öyle direk filan yoktu.İki taş koydunuz mu oldu sana kale..Tabi ki bu yüzden çok hırıltı çıkardı.Yok üstten gitti.Yok, daş üstü gibi itirazlar gırla giderdi..Takım yapılırken, oyuncular pay edilirdi..İyi oynayan iki kişinin aynı takımda yer almamasına dikkat edilirdi.Maçlar minyatür kalede oynanıyorsa, penaltı boş kaleye ters şekilde topukla vurulurdu. Maçların hayali kale direkleri arası adım ile sayılır, olmaları gereken yerler iki taş ile işaretlenirdi. Hava kararınca, ezan okununca, anne-baba çağırınca maç biterdi. Bizim için de Karayollarının düdüğü, maçın bittiğine işaret ederdi... Üç korner bir penaltıydı. Topu patlatan parasını öder, patlak top ikiye kesilip kafaya takılırdı.`Frikiklerde açıl biraz` denince `Burası Mithatpaşa Stadyumu mu` şeklinde cevap verilirdi. Takımlar kurulurken ilk oyuncuyu seçme hakkı, adımlamayı iyi bilenindi. Kaleci topu 3 kere sektirirse rakibe `Açılsana 3 kere sektirdim` derdi, rakip açılırdı; efendilik vardı. Top insanın pek münasip olmayan bir tarafına gelirse herkes `işe işe!` diye bağırırdı. Penaltılarda kaleci değiştirilirse 2 penaltı atılırdı. Eğer ilk penaltı gol olursa ikincisi atılmazdı. Abanma ve pis burun vurmak yoktu. Vurulursa eleştirilip kınanırdı. Topun sahibi tüm kuralları koyar, takımı kurar, kaleyi seçer, istemediği kişileri topuyla oynatmazdı. Genellikle de topu bilsin, bilmesin kaptan yapılırdı. Keza çoğu zaman topumuz olmaz,çaput topla maç yapardık.Zaten o zamanlar meşin top da sipoplu, sipop ağzı bağcıklı bir vaziyetteydi.O taraf kafamıza geldiğinde kafamızı yarardı..Taçtan kendi önüne atıp başlatılınca, taç değişirdi. Maçı izleyen küçük bir grup varsa, penaltı olup olmadığına onlar karar verirdi. Saygı vardı… Frikiklerde baraj mesafesi, frikiği kullanacak olan kişinin koca bir zıplayışının akabinde 3 koca adım atmasıyla belirlenirdi... Büyük atılan adıma karşılık olarak rakip takım "sen tuvalete de mi böyle gidisin?" diyerek ortalığı kızıştırırdı. Gol olduktan sonra eğer tartışmalar olursa ve golü yiyen takımın bir oyucusu golü kabullenirse rakip takım direk o kişiyi yüceltip "adamın gol deyi" diyerek golü saydırırlardı. Golü kabullenen kişi de kaleye veya defansa alınırdı.Bazen de yemin ettirilirdi.Eğer yemin eden gol diyorsa, kesin olarak gol sayılırdı..
SOPASIZ OLMAZDI
Oynayacakların sayısı eğer tek ise, güçsüzlerden biri devrede değiştirerek gönlü alınırdı. Penaltılarda, takımınız açık ara farkla öndeyse kaleciye vurdurulurdu. Ama en güçlü forvetiniz penaltıyı kullanacaksa, hemen rakip kalecinin gönlü alınırdı: "Merak etme ollum, teknik vuracam ha" denilirdi.
Sabit bir kaleci yoksa iki golde bir oyuncular aralarında değişirdi. Kalecilik sırası "O, o, o,o" diye birinden geriye sayılırdı. Milli birlik ve beraberliğimiz mahalle maçlarında başlamıştır. Önce maçlar yapılır... Centilmenlik skora yansımazsa sopalar, taşlar konuşurdu.Eğer top kime çarpıp çıkmışsa topun gittiği yer neresi olursa olsun koşa, koşa gidip alırdı.Skor ne olursa olsun, akşam saati yaklaştığında "Golü atan kazanır" kuralı işlerdi.Maça başlamadan,genellikle 6 da haftayım 12 de biter diye karar verilirdi..Yani zaman yoktu.. Maçlardan sonra su sırasına girmek ayrı bir davaydı ve mutlaka koşa, koşa gidilirdi. Genellikle yaşlı amca veya teyzeler, zemin katta oturanlar bu işin acımasız kurbanlarıydı. Eğer kaleci dâhil herkes çalımlanmışsa; o top çizgiye kadar götürülür ya popo dürtmesi ya da yere yatıp kafa, burun, alın gibi vücut kısımlarının dürtmesi ile gol atılırdı. Kalecinin degajla gol atabilmesi bir yetenekti, fakat gene de gol sayılmazdı. “Kaleden kaleye gol olmaz” kuralı vardı..Karşılıklı atışmaların sonunda yoldan geçen herhangi biri hakem yapılırdı ve sonuca o karar verirdi. Para o zamanlar kolay bulunmadığından maçın hangi takım tarafından başlatılacağına; bir tarafına tükürülmüş yassı bir taşın havaya atılıp, yaş mı, kuru mu seçiminde doğru tarafı bilen tarafın başlaması yöntemi ile karar verilirdi. Pas vermeden sadece çalım atarak gol atılırsa sayılmazdı..Kulüp takımlarında oynayanlar ve boyları posları uzun olanlar,bıyıkları çıkmış olanlar herif kategorisinde sayıldıklarından oynatılmazlardı..Şimdi top oynamak çok kolay.Top var.Forma var.Saha var.Eskiden tarlada oynardık. Asfaltta maç yapardık.Hey gidi günler hey..Sizin Oşkin maçları ne alemde? diye soracak olursanız, hazır maçtan açılmışken anlatalım. Muammer Bulut ve Doktor Ahmet Biçerer’in sırtı yerden kalkmıyor..Mustafa Özcan, yani ortağımın oyunu ,Muammeri kızdırıyor.Cığızlık yapıyor..Sonuçta üç haftadır galip geliyoruz.Taktik güzel.Önce kızdır.Sonra yen..Allah (C.C)yar ve yardımcınız olsun.Allah’a(C.C) emanet olunuz.