
Türkiye Haçlı savaşını durdurabilir, nasıl?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu geçen hafta yaptığı İran gezisi sırasında, iki ülkenin tarihten gelen birlikteliğine ve İslam kardeşliğine dikkat çekerek şöyle konuştu:
"Bölgesel bir soğuk savaş çıkarmak isteyenler var, bunu açık söyleyeyim. Bölgesel bir soğuk savaşı engellemeye kararlıyız. Bazı çevreler Sünni-Şii gerilimi etrafında bir soğuk savaş çıkarmaya eğilimliler, etkileri on yıllarca sürebilecek olan. Zaten bu ziyaretimde bu konuyu özellikle gündeme alacağım ve gündeme getireceğim."
"Maalesef bölgemizde ister mezhepsel, ister bölgesel kutuplaşmalara zemin hazırlamak isteyenler olabilir."
"Türkiye Ortadoğu bölgesinde hiçbir kutuplaşmaya taraf değildir. Hiçbir kutuplaşmanın çıkmasını da istemez, kutuplaşmalara karşı aktif politika takip eder. Bölgesel bir mezhep gerilimi, bütün bölge için bir intihar olur. Biz Türkiye olarak bunun karşısındayız." (1)
Dışişleri Bakanının İran gezisinde verdiği bu mesajları yaklaşık on yıl önceki Türkiye’nin duruşunu ve İran’la dayanışmasını hatırlatıyor.
Hatırlanacak olursa, 2002 yılının Mart ayında ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney Ankara’yı ziyaret etmişti. Amerikalının en önemli konusu ABD’nin Irak’a yönelik gerçekleştirmeyi planladığı işgal operasyonunda Türkiye’den destek istemekti.
O tarihten önce yaklaşık 3 yıl boyunca Türkiye ile İran arasında askeri-sivil ittifak görüşmeleri yapılmıştı. İki komşu ülke stratejik alanda işbirliği görüşmelerinde bulunmuştu.
Türk yetkililer bu görüşmeler konusunda yaptıkları açıklamalarda “Türkiye tek yanlı olarak ABD’ye ve AB’ye bağımlı olmaktan kurtulmalı, Batı ile ilişkiler devam ederken, Doğu’daki çevrelerle de alternatif açılımda bulunmalı, çıkış yolları aramalıdır.” demişlerdi.
İşte ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Türkiye böyle bir süreçte iken, Ankara’ya gelmişti. 2001 yılında İslam dünyasına savaş açan ABD’nin Afganistan işgalinden sonra Irak’ı da işgal etmesi için Ankara yönetiminden destek arayan Cheney, görüştüklerinin hiç birisinden olumlu bir cevap alamamıştı.
Türkiye’nin savaşa hayır diyen bu sıkı duruşu, tarihte Haçlı seferlerinden beri devam edip gelen milli bir refleksti, milli bir ruhtu.
Hatta bu refleks ve ruh, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra oluşan yeni Meclis ve yeni yönetimin iş başına geçtiği ilk zamanlarda da kendini göstermişti: Parlamento’da “Tezkere” görüşmelerinde ABD’nin Irak işgaline karşı “hayır” sonucu çıkmıştı.
Türkiye’nin tarihten gelen bu milli refleksi ve ruhuyla gösterdiği duruşu, ABD’nin İşgal operasyonunu o sene engellemiş, savaş ancak bir yıl gecikmeyle 18 Mart 2003 yılında gerçekleştirilebilmişti.
10 yıl sonra, bugün Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İran gezisinde mezheplere ve kutuplaşmaya dayanan bölgesel bir savaş hazırlığına dikkat çekmesi ve Türkiye’nin böyle bir savaşa karşı olduğunu söylemesi, Haçlı savaşını planlayan sömürgeci güçlere karşı Türkiye siyasetinde milli refleksin ve ruhun yeniden depreştiğinin bir belirtisi olabilir mi, sorusunu akla getiriyor.
Davutoğlu’nun verdiği mesajlar gerçekten ciddi ise, Ankara’da eğer böyle bir uyanış hakikaten varsa, Türk dış politikası, Haçlı savaşına yardımcı olmaktan hayır demeye ve tavır almaya yöneliyor olmalıdır.
Dışişleri Bakanı’nın İran gezisinde verdiği son mesajlarla hiç bağdaşmayan, Irak işgalinden bu yana Türkiye siyasetini Haçlı savaşına taşeron yapan stratejilerden ve politikalardan artık vazgeçmek zamanıdır.
Tarihi refleksiyle ve ecdadımıza büyük zaferler kazandıran ulvi ruhuyla hareket etmek zamanıdır.
Türkiye bugün bir dönüm noktasındadır.
Ankara yönetimi Davutoğlu’nun verdiği mesajda ciddi olduğunu göstermeli ve Türkiye Haçlı Seferlerinden beri, Kılıç Arslanlar’dan bu yana devam edip gelen misyonuna yeniden dönmelidir.
Bugün bütün İslam dünyasını hedef alan ve Türkiye’yi de yok etmeyi amaçlayan, İslam’a savaş açanların, kendi tabirleri ile “Yeni Haçlı Seferinin” durdurulması, ancak ve ancak Türkiye’nin, en kısa zamanda bu misyonuna yeniden dönmesiyle mümkündür.
Türkiye’nin, Haçlı savaşını durdurması imkansız değildir.
Zira Türkiye izin vermezse Ortadoğu’da hiç bir Haçlı oyunu oynanamaz. Hiçbir İslam düşmanı sömürgeci plan ve strateji gerçekleştirilemez.
Nitekim 10 yıl önceki Türkiye Irak işgaline hayır diyerek ve izin vermeyerek, Haçlı oyununun bozulabileceğini göstermiş ve ispatlamıştır.
Yine hayır diyebilir ve yine izin vermeyebilir.
Bunun için, sadece Türkiye’nin başında bulunanların inanması ve dengeleri dikkate alan akıllı ve basiretli diplomasiler ve stratejiler oluşturması yeterlidir.
Bizim tarihimiz, en zayıf durumlarda bile, çok güçlü düşmanlar karşısında kazandığımız başarıların ve zaferlerin örnekleriyle doludur.
Harika Çanakkale savunması ve Milli Mücadele bu başarıların ve zaferlerin en son iki örneği değil midir?
Üstelik Kur’an-ı Kerim’de: “Nice az bir topluluk, çok bir topluluğa Allah’ın izniyle galip gelmiştir.” buyurulmuyor mu? (2)
Bugün de Türkiye Yüce Allah’ın izniyle ve yardımıyla bir kez daha galip gelemez mi, zaferlerine bir zafer daha ekleyemez mi?
Sevgiler, saygılar…
herden1950@hotmail.com
__________________________
1 Yeni Şafak Gazetesi, 05.01.2012.
2 Bakara Suresi: 249.