
Denktaş öldü.Kıbrıs mücadelesinin tarihi bir anlamda Denktaş’ın hayatı demektir. Denktaş, altmış yıldır sahnede olan bir Lider’di..Mücadeleler, kahırlar, acılar üzüntülerle geçen bir ömür.Bir davaya adanmak ömür boyu o davanın peşinde koşmayı gerektirir. Hayatı anlamlı kılan da budur.Bir derdiniz, davanız varsa, varsınız, yoksa yoksunuzdur.
Denktaş isteseydi İngiltere’de tahsil görmüş bir avukat olarak hayatını refah ve zenginlik içinde sürdürebilirdi.Kıbrıs’ta bir topluluğun yok edilmesine seyirci kalarak nemelazımcılık edebilirdi. Öyle yapmadı, Dr.Fazıl Küçük’le Türk mukavemet teşkilatında başlattıkları mücadeleyi sonuna kadar götürdü.
Bugün KKTC bu mücadelenin çocuğudur. Kıbrıs’ta hala enosise direnen bir topluluk varsa iki önemli liderin Küçük’le Denktaş’ın başlattığı mücadele ve yüzlerce mücahitin emeklerinin bir neticesidir.
Bütün faniler gibi Denktaş’ın da hataları, yanlışları vardı. Tarihi şahsiyetleri değerlendirirken onları takip eden, örnek alanları yanıltmamak için, olabildiğince objektif olmak gerekiyor. Hayırla yad etmek,hayırları ön plana çıkarmak ama yanlışları da göstermekle olur.
Denktaş’ın Kıbrıs mücadelesi doğruydu.Mücadele boyunca gerçek bir lider ve kahraman gibi davranmış,dolayısıyla ismini tarihe yazdırmayı hak etmiştir. Ama Denktaş’ın özellikle son dönemlerdeki Türkiye analizi ile politik çizgisi yanlıştı. İşgalin acılarını yaşamış bir lider olarak Türk askerine işgalci diyenlerle,hele Perinçek'le dava arkadaşlığı anlaşılır gibi değildi.Bir lider’in görevi savaşta zafer kazanmak barışta da Kültürel işgali önlemektir.Türkiye’nin katkısıyla askeri mücadele kazanıldı, ama kültürel işgale karşı aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Kıbrıs’ta milli varlığımızı, değerlerimizi, bizi biz yapan farklılıklarımızı yaşatacak hamleler yapılamadı. Milli ve yerli kurumlar yoluyla nesillerin kimlik ihtiyacına cevap verilemedi.Türklük ile Rumluk arasında sınırlar kayboldu, Müslümanlıkla Hırıstiyanlık arasındaki mesafeler ortadan kalktı.Saatin sarkacı gibi bir o yana bir buyana savrulan nesiller ihdas edildi. Geçen yıl Türk askerine işgalci diyen, Rumlara dalkavukluk yapan, kendini kurtaran ele tüküren,Kuran kurslarını basan sol gurupların gösterilerini hatırlayınız.Kıbrıs toprak parçası olarak kurtarıldı ama başta Denktaş olmak üzere bölgede görev yapan bazı askerlerin sakat, hastalıklı mantıkları yüzünden nesiller kaybedildi. Nitekim Denktaş’da bir konuşmasında, milli eğitimin solcu komunist öğretmenlere teslim edilmesinden yakınacak ama bunda kendi payını ıskalayacaktı.Türk mukavemet teşkilatındaki manevi çizgi KKTC kurulduktan sonra da sürdürülse bugün farklı bir Kıbrıs ve farklı bir Denktaş portresiyle karşı karşıya olacaktık.
Her medeniyetin merkezinde bir din vardır.İstesek de istemesek de bu böyledir. Mensubu olduğumuz Türk-İslam medeniyetinin merkezinde de yüce İslam dini vardır. O merkezin tahrip edilmesi, yerine başka şeylerin ikame edilmeye çalışılması o milletin yok edilmesi demektir.İslam’ı hedef alan onu irticayla özdeşleştiren saldırıların arkasında aslında Türk milletini kimliksizleştirip, çökertme amacı vardır.Denktaş yıllar, yıllar boyunca Kıbrıs Türklüğüne yapılan bu saldırıyı seyretti, onu bertaraf edecek tek bir hamle yapmadı. Belki de saldırı –Darbeci askerlerden geldiği- ve askere sınırsız bir saygı duyduğu için yapamadı.Her lider gibi tarih onu da yargılayacak hükmünü verecektir.Yine de Kıbrıs’ta dalgalanan bayrak da onun emeği, alın teri, mücadelesi bulunduğunu göz ardı etmemek lazım.Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.Bizim günahımız, O’nun da Rahmeti sonsuzdur.