
İNKAR YASASI YAHUT TARİHİ SİYASALLAŞTIRMAK
Kamuoyunda inkar yasası olarak bilinen, Soykırımı inkar edenlere 45.000 Euro para ile bir yıl hapis cezası getiren yasa, Fransa senatosundan geçti. Yasanın Fransız anayasasına aykırı olduğuna dair savunmalar,meseleyi tarihe havale etmeye davet edici çağrıların tamamı züğürt tesellisidir.
Türkiye, meselelerini uluslar arası platformlarda savunamayan,diplomasiyi iyi kullanamayan bir ülke. Bıçak kemiğe dayanıncaya kadar anlamsız tesellilerle yetiniyoruz. Ne PKK terörü hakkında, ne de Ermeni meselesi konusunda yeterli çalışma yapıldığını söylemek mümkün değil. Oturduğumuz yerden dünyanın bizi anlamasını,sırtımızı sıvazlamasını bekliyoruz. Üniversitelerde de Türk tezini destekler yayınlar yapılmıyor. Birkaç yazarın kendi çabasıyla yaptığı çalışmalar, uluslararası kamuoyuna takdim edilemediği için, etkisi sınırlarımızı aşan bir tesir yaratmıyor.
Ermeni meselesinde iki tez var, biri soykırımı ret eden Türk görüşü, öteki tehcir esnasında ölümleri soykırım olarak niteleyen Ermeni görüşü.
Türk görüşüne göre, ölümlerin çoğu tehcir esnasında salgın hastalık, açlık ve gıdasızlıktan olmuştur. Öldürülenler ise daha çok karşılıklı vuruşma olmak üzere, yolculuk esnasında yapılan saldırılarda ölenlerdir.
Ermeni tezine göre tehcir esnasında, bir ila bir buçuk milyon civarında olduğu iddia edilen ölümler, İttihat terakki hükümeti tarafından(özellikle Talat paşa) organize edilen planlı bir imha hareketi, dolayısıyla bir soykırımdır.Ermeni tezi dört önemli temele(delile) dayanmaktadır.
Birincisi,1914 yılında, ittihat ve terakki cemiyeti tarafından Ermenileri yok etmek maksadıyla hazırlandığı iddia edilen on maddelik (on emir) talimatnamedir.Bir İngiliz diplomatın satın aldığı ve imzasız bir müsvetteden ibaret olan bu belge,İngilizler tarafından yargılanmak üzere Malta’ya götürülen Türk idarecilerin yargılanması esnasında bile, delil değeri olmadığı için kullanılmamıştır. Tehcirden 4 yıl sonra ortaya çıkan bu müsvettenin,olayların biçimine göre sonradan tanzim edildiği bugün neredeyse kesinleşmiş gibidir.
İkincisi Kürtçü Mevlanazede Rıfat’ın Türk inkilabının iç yüzü isimli kitapta anlattıklarıdır.Mevlanazade,tehcirden önce İttihat terakki cemiyetinin merkez komitesi toplantısında Ermeni halkını yok etmek için bu vahşi planın hazırlandığını,bunun için azılı mahkumların salıverilerek Ermenilerin üzerine saldırtıldığını iddia etmektedir. Ermeni tezini destekleyen bir çok yazarın balıklama atladığı bu beyanların düzmece olduğu sonradan ortaya çıkmıştır.Kendini İTC merkez komitesi üyesi olarak takdim eden Mevlanazede ne merkez komite üyesi ne de İttihat terakki cemiyeti taraftarıdır. Bilakis İTC ye muhalif olduğu için 1909 yılında on yıl sürgün cezası alarak İstanbul uzaklaştırılmış ancak 1918 de geri dönebilmiştir. Dolayısıyla tehcirden önce 1914 veya 15 yılında İstanbul’da olmadığı için herhangi bir gizli toplantıya katılması mümkün değildir.
Üçüncüsü, 1919-1920 yılında Askeri mahkemelerde İTC yöneticilerine dönük yargılamalardır. Bu yargılamalarda İTC mensuplarının gıyaplarında mahkum edilmeleri, soykırımı savunanlar tarafından bir soykırım karinesi olarak ele alınıp, istismar edilmiştir. Oysa bu mahkemelerde yargılamalar daha çok politik mülahazalarla yapılmış, tek bir tanık mahkeme huzurunda dinlenmemiş, tanık beyanı diye mahkemeye sunulan imzasız beyanlar esas alınarak hüküm kurulmuştur. Yurt dışına çıkmış olan İTC yöneticilerinin hiç birinin savunmaları alınmamış, tek taraflı, mevcut yönetimin kendini aklamak için İTC yöneticilerini mahkum etme anlayışıyla yargılama yapılıp, karar verilmiştir..Kaldı ki ihmal,görevi kötüye kullanma, veya görevinin gereklerini yerine getirmemek gibi eylemler de suçtur, ama bu hiçbir zaman soykırım gibi ağır bir sorumluluğun mesnedi olamaz.Bu kararlar ciddi hiçbir araştırmacı tarafından dikkate alınmamış,soykırım iddialarına gerekçe yapılmamıştır.
Dördüncüsü,Aram Andonyan’ın yayınladığı Halep’te tehcir komitesi başkatibi Naim bey isimli kişinin hatıralarıdır. Çeşitli baskıları arasında ciddi farklar olan bu kitapta Talat paşa’nın Halep tehcir komitesine çektiği otuz kadar telgrafa da yer verilmiştir. Bu telgraflar soykırım tezini kabul eden yazarlaın en önemli dayanağı olmuştur.Halbuki sonradan yapılan araştırmalarda bu telgrafların hiç birinin orijinali ortaya çıkarılamadığı gibi Halep tehcir komitesinde Naim bey adında bir katibe de rastlanmamıştır. Dahası istanbul’dan Halep’e çekilen şifreli telgraflardaki sayı düzeniyle, kitapta ortya konulan telgrafların sayı düzeni birbirini tutmamaktadır.Orijinalleri yayıncısı tarafından yok edilen bu telgrafların düzmece olduğunun anlaşılmaması için imha edildiği düşünülmektedir. Esasen Türkiye’nin arşiv çalışması yapma daveti de, soykırım tezini savunanların dayanaklarının gerçek dışılığıyla,mevcut belgelerin bu iddiaları çürüteceğine duyulan güvenle ilgilidir. Guenter Lewy gibi tarafsız yazarlar soykırım iddialarının yaslandığı tüm bu gerekçeleri tek, tek ele alıp çürütmüşler,katliamların yaşandığını,ancak olayın planlı bir bir soykırım olarak nitelendirilemeyeceğini ,tarihin siyasallaşmasından duydukları rahatsızlığı dile getirmişlerdir.. İşte Fransa’nın yaptığı da budur, tarihi siyasallaştırmak.Tarihi tarihçilere bırakalım ama, tarihçilerin söylediğini de kendi dünyamızın dışına taşıyalım.Kendi kendimize konuşmak meseleyi çözmüyor çünkü.