
SAKIN OLA Kİ KİMSE,
BU AZİZ MİLLETİN ZEKÂSINI HAFİFE ALMASIN !
Sevgili halkımız, 12 Eylül 2010 tarihli referandum ile, Millet İradesini hiçe sayanların kendi hukukları gereği ve kendilerini korumak için 1982 Zorba Anayasalarına koydukları geçici maddeleri kaldırarak darbe yapanların da yargılanmasının yolunu açmıştı. Fakat bizde öyle bir TBMM İç Tüzüğü var ki; adeta Meclisin sınırlı kanun çıkarması için düzenlenmiş. Açıkcası, araştırmadım, fakat herhalde Dünyanın hiçbir parlementosunda bizdeki gibi Yasama Döneminin yarısı Bütçe Kanunu çıkarmak için kullanılmaz. Diyelim ki,12 Eylül 2010 Referandumunun hemen peşinden 2011 bütçe maratonu başladı ve Referandum ile Milletimizin verdiği yetkilerin yerine getirilmesi bir başka bahara kaldı; fakat bu iş niye bu kadar uzar; anlaşılır gibi değil. 12 Eylül Darbecilerinin yargılanması faslına niye şu tarihe kadar geçemedik , niye ? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dava dosya açması, belge takibi niye bu kadar uzadı ve mahkemeye niye şu ana kadar başlanmadı acaba ? Başka bir deyişle neden bu kadar ağırdan alınıyor ?
Biz bu soruları sorarken , bazıları diyor ki : ” Bu iş bu kadar kolay değil ! ”. Bunu söyleyen ya eksik biliyor, ya da demogoji yapıyor. Halbuki, 12 Eylül Cuntacılarının neler yaptığını saymaya kalksam en az 5 formalık defterde yer kalmaz. Bu kadar belgenin ve bilginin içinde dosya tamamlama işi 1 yılı aşarsa ve yargılama işi için de 4 ay sonraya gün verilirse , Anadolu Coğrafyasında siyaset yapma ve bu aziz milletten büyük yetkiler alma bahtiyarlığına erenlerin gözünden bir şey kaçıyor demektir : Belki farkında olamadıkları kadar kaba
kurnazlık yapılyor ve dolayısıyla yine farkında olunmadan bu aziz coğrafyanın şanlı, yüce ve bir o kadar da zeki insanının zekâsıyla alay ediliyor. Yunan Cuntasından böyle mi hesap sorulduydu? Arjantin Cuntasından sorulan
hesap bu kadar topal ve aksak mı yürüdü ? Kesinlikle hayır, bu demokratik ve toplumsal sorumluluğu, çok daha hızlı, çok daha adil ve çok daha ciddî yaptılar. Ve hattâ geçen ay okudum; bir Orta Afrika Devletinin darbecilerinden dahi bizimken daha hızlı ve daha ciddî hesap soruldu.
Toplumumuz, onlarca ve hattâ yüzlerce yıldır korkunç bir psikolojik harp metotlarıyla beyin yıkama ameliyesine muhatap olmuştur. Benim temiz kalpli ve devletine îman derecesinde inanmış milletim, (konunun iç yüzü ve derinliği iyi anlatılmadığı için ) sözünü ettiğimiz bu 12 Eylül Darbecilerine dava açma işini bile haksızca buluyor.
Bakın ne deniyor : “ Yahu biz sokağa çıkamıyorduk, günde 25-30 insan öldürülüyordu. Bu işi askerden başkası çözemezdi. 12 Eylül 1980 sabahı geldiler ve bu kanı durdurdular bu adamlar, bunu yapmakla suç mu işlediler ? ” Ne kadar masumâne bir bakış tarzı değil mi? Unutmamış olsa yada bilse ki :
Yıl 1980 ilkbaharı, Urfa’nın Siverek İlçesinde siyasî açıdan da karşı görüşlü olan aşiretler arasında kan gövdeyi götürüyor. Devletin o günki Başbakanı, Genelkurmay Başkanından oraya bir Jandarma Alayı gönderilmesini istiyor ve fakat ses yok. Başbakan aynı şeyleri Kara Kuvvetleri Komutanına söylüyor oradan da ses yok. Başbakan yine aynı konuyu Jandarma Genel Komutanına söylüyor yine ses yok. Çünkü; “Yırtılan Hacı Bekir’in yakası..” Daha çok kan gövdeyi götürmeli ki; darbenin şartları oluşsun. Maraş’taki vahşette, Garnizon komutanı askeri olay yerinden çekiyor. Çorum’da,Vezirköprü’de, Fatsa’da ,Erzincan’da,Malatya'da ….. hep aynı şeyler oluyor. Ve bir Emekli Orgeneralimiz, nice yıllar sonra ağzından ; “ Biz, darbenin olgunlaşmasını bekledik..” diyor ve canından oluyor. Ve hep aynı basit hikâye ; cinayet mahalline “ Dev Sol ” imzası bırakılyor. Ne gariptir ki; aynı dönemde
“ İti ite kırdırdık..” diyen ünlü istihbaratçı Hiram Abas’ın da “Halledildiği yere” aynı imza bırakılıyor. Biz bu imzayı da, imzayı bırakan piyonları da ve ipi elinde tutanları da iyi bilenlerdeniz. Zira; aynı kanlı ve karanlık eller, İzmir'de
gazeteci K.Fedai COŞKUNER'in, Manisa'da Cemil ÇÖLLÜ'nün, aynı harf serisinden Malatya'da,Mardin'de aynı görevdeki mazlumların, İstanbulda İlhan DARENDELİOĞLU'nun, Gün SAZAK’ın ve daha nicelerinin da katledildiği
yerlere aynı imzayı bıraktırmışlardı. Daha sonra " Sevgili gardaşları Karadaş" ı nasıl yetiştirdiklerini, nasıl koruyup kolladıklarını ve fakat ne yaptılarsa çürümekten kurtaramadıklarını da biliriz. Bu karanlık ellerin en zıpırlarını tam " saptadığı" an Uğur Mumcu'nun ve daha nicelerinin nasıl ve niye ortadan kaldırıldığını da eğer fikir namusumuz ve yüreğimiz varsa görürüz. Fakat bazı bakar körler hâlâ bıraktığımız yerde ( yani,35 yıl gerilerde ) patinaj yapmaya
devam eder.
Netîce itibariyle; Bu iş uzamamalı ve “ Zaten 94 yaşına girmiş, bugün yarın ölür biz de yargılamak üzereydik.. Öldü de kurtuldu..der işi kurtarırız...” demeye hazırlanma hafifliğini hiç kimse denememelidir ve gereği, hemen yapılmalıdır. Aksi halde; “ Bir o taraftan bir öbür taraftan asın gitsin..” , ya da: “ Asmayacaktık da besleyecek miydik..?” deyişleri, bu zeka seviyesine rağmen nasıl olmuşta kurmay olmuşlukları, adalet kavramını ayaklar altına alışları ve tüm bu yaptıkları yanına kâr kalmış olur. Daha beteri de; yargıya çamur atanlara haklı çıkma fırsatı verilmiş olur.
Bizden söylemesi…