Bu skandallar Türk düşmanlığına arka çıkmak değil de nedir?
Ankara geçen hafta, Fransa’nın aldığı Türkiye karşıtı kararı adeta desteklercesine ve ödüllendirircesine icraatlar ve davranışlar ortaya koydu.
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Fransız iş adamları ile basına kapalı bir toplantı yaptı ve ardından ilginç bir demeç verdi: “Türkiye’de yatırım yapmış olan tüm yatırımcılar, Fransız şirketleri dahil bizim kendi şirketlerimizdir, bunlar Türk şirketleridir.” Dedi. (1)
Böylece Bakan, Türkiye’ye karşı düşmanca karar alan Fransa’nın şirketlerini Türk şirketlerinden saydı, kendimizden kabul etti.
Olur gibi değildi.
Size karşı karar alan bir ülkenin şirketlerini kendinizden saymak ve sahiplenmek, diplomaside bu ülkenin size olan düşmanlığını da sahiplenmek anlamına gelir.
ANKARA BİZİM ÜRETTİĞİMİZ ÇİPLERE DEĞİL FRANSIZ ÇİPLERİNE GÜVENDİ
Ankara’nın, Fransa’nın Türkiye’ye karşı aldığı kararı adeta ödüllendiren bir başka icraatı, stratejik çok büyük bir önemi olan e-pasaport çiplerinin ihalesini Fransız Gemalto şirketine vermek oldu.
Bu icraatın asıl şaşırtıcı olan ve anlaşılamayan yanı, Türkiye’nin daha önce yerli e-pasaport çipi üretmeyi başarmış olmasına rağmen bir yabancı şirketin ürününün tercih edilmesiydi. Bilimsel çalışmalarda büyük buluşlara imza atan TÜBİTAK, 2007 yılında Başbakanlık genelgesi ile kalabalık bir Ar-Ge grubu oluşturmuş, 27 milyon lirayı bulan yoğun çalışmalar sonucunda hem kimlikler hem de pasaportlar için 'güvenilir çip' üretmişti.
Ama Ankara, maalesef son derece stratejik bir önem arzeden böyle bir konuda Türkiye’nin kendi ürettiğine güvenmemiş, Türk düşmanı bir ülkenin ürününe güvenmişti.
Türkiye’nin milli ürününün tercih edilmemiş olması, bir yabancı şirketin, özellikle de Türkiye’ye karşı karar alan bir ülkeninin şirketinin ürettiği ürünün tercih edilmesi bir vefasızlık ve nankorlükten de ötede bir ihanetti.
Ama bu olayın asıl ihanet yanı, Fransa’nın Türkiye’ye karşıtlığının ödüllendirilmesiydi.
Bu durumda şu soru ortaya çıkıyordu: Ankara, kimden yana, kime karşı oluyordu?
Bu soruyu tekrar tekrar sormamızı gerektiren, Ankara siyasetinin başka icraatları ve tutum ve davranışları da olmuştur.
İşte bir örnek daha:
***
Müslüman katiline dün cesaret vermiş,
bugün de gitme kal diyor.
2001 yılında İslam dünyasına karşı “Yeni Haçlı Seferi” başlatan ABD’nin Savunma Bakan yardımcısı Paul Wolfowitz Irak işgalinden üç ay önce Türkiye'ye geldiğinde "Biz Irak'a müdahale konusunda tereddüt ediyorduk, Türkiye bize cesaret vermiştir" demişti.
Geçen haftalarda Başbakan Erdoğan, Norveç Başbakanı ile birlikte gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında “ABD’ye demokrasi oturmadan Irak’tan çıkmayın” dediğini (2) itiraf etti.
Erdoğan’ın bu açıklamayı yaptığı günlerde Irak’ta Amerikan askerlerinin, Müslümanlara yaptıkları bir hakaret olayı kamuoyuna yansıtılıyordu. Basında yayınlanan resimler, Amerikan askerlerini, öldürdükleri Müslümanların üzerine birlikte tuvaletlerini yaparlarken, işerlerken gösteriyordu.
Aslında Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak’ı terk etmeyin dediği Amerikan ordusunun Irak işgalinde yaptıkları vahşetlerin ve hunharlıkların yanında bu hakaret çok küçük kalır.
Bilindiği gibi, bir milyon Müslüman’ın katledildiği Irak operasyonunda hiç denenmemiş silahlar denenmiş, özellikle yakıcı kimyasal silahlar ve gazlar kullanılmıştır.
İtalyan RAI televizyonu, ABD'nin 2004 yılının Kasım ayında Felluce'deki sivillere karşı beyaz fosfor kullandığını iddia etmiş ve yanık ceset resimleri göstermiştir. (3)
Wikileaks internet sitesine sızdırılan yaklaşık 400 bin gizli ABD askeri belgesi, Amerika'nın Irak'ta uygulanan işkencelere göz yumduğunu ortaya koymuştur. Belgelerde, Amerikan askerlerinin Müslümanlara yaptığı işkencelerden ABD hükümetinin haberinin olduğu, ancak buna müdahale edilmemesi emrinin verildiği belirtilmiştir. (4)
Ayrıca ABD eski Başkanı George W. Bush da, Irak işgaliyle ilgili anılarını yazdığı 'Karar Noktaları' adlı kitabında, savaş sırasında Müslümanlara uygulanan işkenceleri savunmuştur. (5)
Recep Tayyip Erdoğan, böyle hunharlık ve barbarlıkla bir milyon Müslüman’ı katliama uğratan ve soykırım yapan ABD’ye “Demokrasi oturuncaya kadar Irak’tan çıkmayın” diyebilmiştir.
Halbuki, Erdoğan’ın kendi hükümetinden Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın dediği gibi, Ortadoğu’da meydana gelen savaşlarda demokrasi bir bahanedir. (6)
Demokrasinin bir bahane olduğunu bir bakan biliyor da, başbakan bilmiyor olabilir mi?
Kısacası 2001 yılında İslam dünyasına karşı savaş açan ve Türkiye’yi de hedef alan bu savaşı “Yeni Haçlı Seferi” diye nitelendiren ABD’ye Haçlı savaşında cesaret veren ve gitme kal” diyen bir Türkiye var bugün maalesef…
Halbuki bu Türkiye tarihte asırlar boyunca Haçlı Seferlerini geri püskürtmüş ve sürekli Haçlıların cesaretini kırmıştı.
“AVRUPA HAÇLI SEFERİNE BAŞLIYOR TÜRKİYE MÜCADELE ETMELİDİR”
Cezayir Gazeteciler Birliği Eski Başkanı ve Le Soir D'Algerie Gazetesi’nin Avrupa temsilcisi Aziouz Mokhtar, Fransa’nın Türkiye’ye karşı aldığı kararla ilgili olarak "Avrupa’da birileri Türkiye’ye karşı haçlı seferi hazırlığı içinde” diye değerlendirmede bulunurken, Katar’da yayınlanan El-Şark Gazetesi de “Fransa, Türkiye’ye karşı bir haçlı seferi kıvılcımı yakmış oldu. Türkiye dünyanın terazisidir. Bu nedenle Türkiye sesini çok yükseltmeli ve kendisi için kötülük isteyenlerle uzun bir mücadeleye hazırlanmalıdır” diye yazdı.
Bu mesajın asıl satır aralarını da okumak ve anlamak lazım. Arap Gazetesi Ankara’ya sanki “Uyan artık! Kendine gel!” demek istiyor.
Ankara uyanabilecek mi, kendine gelebilecek mi?
İnşallah!
Sevgiler, saygılar…
herden1950@hotmail.com
_______________________
1 27/01/2012 tarihli gazeteler.
2 10.01.2012 tarihli basın ve medya.
3 http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=4455
4 Akşam Gazetesi, 24 Ekim 2010
5 http://www.milliyet.com.tr/bush-un-dunyasi/dunya/haberdetay/10.11.2010/1312395/default.htm
6 Yeniçağ Gazetesi, 30/11/2011