
Ortadoğu’da sular bir türlü durulmuyor. Esat rejimi kendi hâkimiyetini sürdürme pahasına kendi halkını hem de insanlığa barış, huzur ve esenlik getiren Hz. Peygamberin doğum gününde katledebiliyor. Humus şehri mevlit kandilinde kana bulandı. Yıllar önde baba hafız Esat’ın Hama’da ortaya koyduğu vahşet bu kez Humus’ta tekrar edilmiş ve masum insanlar statükonun devamı ve saltanatın bekası adına heba edilmişlerdi.
Suriye’de yaşananların boyutları bu olayı sadece iç meselesi olmaktan bizleri alıkoymaktadır. Bu coğrafyaya ilgisiz kalmak gerçeklere ve yaşananlara kayıtsız kalmak demektir.
Türkiye, Suriye konusunda başından beri net bir tavır ortaya koymuştur. Bu tavır ne ekonomik, ne stratejik ne de farklı menfaat ilişkilerine dayayan bir tutu değil tamamıyla insani ve vicdani bir turum olmuştur.
Libya, mısır, Fas ve diğer Arap ülkelerinde oluşan kaos ve kaotik durumu maddi çıkarlara tevil amacı güden Fransa, İngiltere ve diğer batılı ülkelerin tersine Türkiye, demokrasiye geçişsin doğum sancılarını yaşayan Arap ülkelerindeki olaylara ve mağduriyetlere hep insani açıdan bakabilen tek ülke olmuştur.
Suriye’de, Libya’da ve daha birçok ülkede hükümet etme makamında bulunan ve bu hükümranlığı şiddet ve zorbalıkla devam ettirmeye çalışan Esat rejimine karşı tepkisini ortaya koyan hükümete karşı birtakım çevrelerden acımasız eleştiriler gelmişti. Suriye politikamızın yanlışlığına ve bu tavrın “komşularımızla sıfır sorun” ilkesiyle bağdaşmadığını ifade eden birtakım siyasi parti sözcüleri ve köşe yazarları, olaylara bizzat müdahale eden ve Suriye başkanı Esad’a ciddi uyarılarda bulunan Başbakan Erdoğan’ı kıyasıya eleştirmişlerdi.
Babasından devraldığı baskıcı ve dayatmacı rejimi en katı kurallarını uygulayan Esad rejiminin haksız ve hadsiz kötü uygulamalarını eleştiren Başbakan Erdoğan’a “Suriye’nin içişlerine niye karışıyorsun” diye tepki gösteren çevrelerin son mevlit kandil akşamı saldırısı karşısında neler söyleyip nasıl tavır takınacaklarını açıkçası çok merak ediyoruz.
Türk hükümetinin insani ve vicdani endişeden neşet eden hassasiyetlerini Suriye hükümetine bildirmesi ve bu zulümleri bir an önce durdurmaları gerektiği yönündeki açıklamalarına rağmen bir siyasi parti genel başkanının bu ülkeye gidip başkan Esad ile görüşmeler yapması ve “aslında durum bildiğimiz gibi değilmiş, Suriye hükümetini de bir dinlemek lazımmış” türünden yarım ağız Suriye’yi haklı gösterme gayretleri ile mevlit kandilinde önce 500 kişiyi katledip ardından da camiye giden Esad’ın gerçek yüzünü umarız artık herkes görmüştür.
Suriye’ye yaptırım yapılması gündemli Birleşmiş Milletler toplantısında Rusya ve Çin’in karşı çıkmasının altında yatan gerçekleri de iyi okumak gerekir. Türkiye’nin bölgesinde aktif bir aktör olarak rol almasından ve belirleyici olmasından ciddi rahatsızlılar duyan ülkelerin Suriye sempatizanı olmasını anlarız ama yaşanan zulümler ve ölümler konusunda sessiz kalamayan bir Türkiye’nin tavrı konusunda çekince ortaya koyan anlayışları makul görmemiz beklenmesin.
Dünya kamuoyunda yasallığını ve halk desteğini kaybetmiş hiç bir yönetim anlayışının uzun ömürlü olması hele yeniden barış ve huzur getirmesi beklenemez. Son dönem Arap dünyasında kendi halkına karşı savaş açanların akıbetlerinin nasıl da acı, hüzün dolu ve trajik sonla noktalandıklarını Beşar Esad da görmelidir.
Gözyaşı ve kan ile saadet gelmez. Zulüm ile sonsuza dek abad olunmaz. Mazlumun kanı üzerine mutluluk ve saadet dolu bir gelecek inşa edilmez. Tam tersi tarih bu tür despotik, ruhsal sorunları olan şahısları kan ve gözyaşı ile beslenen liderler olarak anar ve öyle anımsar.
Türkiye olarak Suriye halkı ile dayanışmamızı en güçlü şekilde sürdürmeliyiz. Esad yönetiminden geçmiş aylarda istenen; dürüst, inandırıcı, cesur ve kararlı bir liderlik treni artık kaçmıştır. Bugün Esat’tan istenen aklıselim davranıp Suriye halkının ve demokrasinsin önünde set olarak durmaktan kaçınması olmalıdır. Bir çağrı da Suriye’nin, özellikle de Esad’ın gerçek yüzünü görmek istemeyen çevrelere olacaktır. Bu şahsın hırsı ve ihtirasları aklının ve Suriyeli masum insanların önüne geçmiştir. Bu tavırlarıyla kendi sonunu daha hazin kılmaktan öte bir çalışması ve gayreti yoktur. Umarız bu hırsın daha fazla azgınlaşmasına fırsat bulamadan ülkenin yakasından düşer.