
Gündemin peşine takılarak yazı yazmak bağımsız kalmaya yada farklı şeylerden bahsetmeye engel oluyor. Lâkin, yazmasanız da “Bu adam uzayda mı yaşıyor ?” denmeye başlıyor. İşte bunun içindir ki; bugünki konumuz, yine son haftanın gündemi olan “Savcıyı,takip ettiği dosyadan almak.”la ilgili
husus olacak.
Galiba 2006 yıllarında idi; Şemdinli’de bir kitapçı dükkanı bombalandı ve bombalayanlar askerî kimlikli devlet memuru çıktı. Devletin diğer brimlerince yakalandılar ve yargılandılar. Yasanın verdiği ölçüye uygun olarak sanırım 38 yıl ceza aldılar.
Son 5 yıldır kovuşturulan ve yargılanan, dosya adını kullanmak istemediğim “ Karanlık, Derin ve Sağlıksız Yapılanma ” nın mensupları tarafından tam olarak kullanamadıkları için soyadını çağrıştırdığından olsa gerek adı “ Kümbet Bile Olamayan Paşa ” ya çıkan emekli Genelkurmay Başkanlarından Yaşar
BÜYÜKANIT’ın mahkemeye en azından dolaylı müdahale ederek ve zanlılara “ Tanırım ; iyi çocuklardır.” diye başlayan müdahalenin boyutu , mahkemenin
savcısı “ SARIKAYA” nın görevden atılmasına kadar gitti. Çünkü; HSYK, yargı bağımsızlığını savunması îcâp eden en üst kurum olması gerekirken hukukun değil gücün istikametinde inisiyatif aldı ve görevsizlik kararı verdittirilerek konu askerî mahkemeye aktarıldı ve orası da verilen cezayı dokuz kat indirerek 4 yıl civarında bir ceza verdi . Ve daha sonra her şey normalleşince dosya tekrar normal mahkemelere geçti ve daha önceki yani; görevine son verilen savcının talep ettiği ceza yine verildi.
Az gittik uz gittik, benzer bir durum, yasalarda tefsire ve te’vile yer bırakmayacak kadar açık hüküm olan “ Yürümekte olan bir dâvanın hakimi ve
savcısı değiştirilemez “ hükmü hiçe sayılarak Erzincan’daki bir karanlık tezgâhı takip eden özel yetkili savcı da o görevinden uzaklaştırıldı. Yine dere tepe düz
gittik ve geldik geçen haftaya ki; ipin ucu karanlık dehlizlere girince yine bir başka savcı “ SARIKAYA ” vak’ası ile karşılaştık. Bu, vak’a diğerlerinden farklılık arz etse de netîce itibariyle takip edilen bir dosyanın ilgili savcısının elinden alınması var. Daha öncekilere yapılanların nasıl ki her platformda yanlış olduğunu yazdık, çizdik ve söyledikse bu seferki için de farlı söyleyecek değiliz. Yapılan yanlıştır ve yine yanlıştır. Öncekilerde, hukuksuzluk tüm çıplaklığı ile sırıtırken bu vak’ada “ İstihbaratın hassasiyetinin zedelendiği ve istihbarat elemanlarının hayatını riske ettiği..” gerekçesi gibi durup yeniden düşünülmesi gerekecek kadar önemli bir açmaz söz konusu.. Fakaaaat…. Haklılık oranı çok yüksek bile olsa bir devlet ve bu devletin hukuk ve emniyet organları, bu işin ucunun böylesine tehlikeli bir mecraya gireceğini önceden nasıl göremez ?
Yürümekte olan bir dâvânın savcısının elinden, tanzim ettiği dosyayı alarak hukuka müdahale etmek hukuksuzluğu da bu kadar kolay göz ardı edilebilecek bir husus mu?
Bu açmazı öngörememek, daha önceki hukuka müdahale vak’alarını işleyenler için bir sığınma ortamı ve haksızlıklarını aklama durumu olmuyor mu ?
Benim ülkemin okumuş yazmışlarının bir çoğu bilmiyorsa bile bilinen bir gerçek var ki; bütün dünyada ve güçlü Devletlerde, terör örgütlerinin içinde devletin elemanı vardır, olmuştur ve elbette olmalıdır. Ve fakat bu ameliyenin , çok üstün ve çok kıvrak zekâlar tarafından yönetilmesi mecburiyeti vardır ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu husustaki kaabiliyetinin, dünyada en üst düzeyde olduğunu emînim, biliyorum ve inanıyorum.
Netîce itibariyle : “Şerde bile hayır vardır..” inancının mensubu olmamız hasebiyle bu sıkıntılı durumdan da hayırlı hayırlar bekleyenlerdeniz.