
Birkaç gün önceydi; bir internet haber sitesinde yorumcunun birisi , Kuzey Kore’nin nükleer füzelerinin vuruş mesafesinini , ABD sahillerini menziline alacak düzeye kadar geliştirdiğine dair haberine bir yorum yazmıştı. Yorumunda diyordu ki : “ Haydi Kuzey Kore, gözünü seveyim; teknolojini Güney Kore ile de birleştirerek ABD’nin her tarafını menziline alacak nükleer füzeleri geliştirin ve şu ABD’yi kavuruverin;
n’olursunuz ?! .. “
Çok sayıda da benzeri bulunan bu adamcağızın yani, bu zihniyetin neresinden tutarsanız tutun, her yanı çürümüş ve dökülüyor. Bu köhne ve bağnaz zihniyetin , iyiyi- kötüyü birbirinden ayırt etmesinden vaz geçtik; kötüyü ve daha kötüyü dahi birbirinden ayırt edecek muhakeme ve muhasebe kırıntısına dahi sahip değil. Ve emînim ki, bu acınacak düzeyde tefekkür fukarası olan zihniyet, Irak’ta, Afganistan’da iki elinde iki küçücük yavruları ile pazar yerinde gezerken ve esasen Emperyalistlerin maşaları olan El-Kaide veya Talibanlarca patlatılan bombalarla paramparça olan şehit, mazlum ve ma’dur anne ve yavruları gibi daha onlarca yüzlercesini görmez ve bu hareketi , “ ABD’ye karşı yapılan mücadelenin sonucu… “ gibi aklın ve hafsalanın almasının mümkün olmadığı ve hardal tanesini dahi doldurmayacak gerekçeler sıralayarak normal insan muhakemesini ve yüreğini param parça ederler. Bu feraset zavallılarının ne insanlığa, ne İslâm’a ve ne de kendilerine faydasının olmasının mümkünü yoktur. O kadar cahildirler ki; önce Pakistan’ın, sonra Kuzey Kore’nin ve nihayet İran’ın dahi kontrollü bir şekilde nükleer güç olduklarını bilemez, göremez, hissedemezler. Zira; beyinlerine yerleşmiş kin, nefret ve bağnazlık virüsünden dolayı tefekkür ve duygu diye bir kavramları kalmamıştır ki; altıncı hislerini kullanabilsinler. Meselâ; İran’ın , ABD Başkanının 1999 yılındaki Türkiye ziyaretinden sonra (artık dünya barışının tesisi adına Şımarık Velet’in (İsrail’in) dizginlenmesini sağlamak ve Hindistan’ın batı yönünde yayılmasının önüne geçmek için ) nükleer güç haline getirilmesi doğrultusunda hazırlıklara başlanılması kararının verildiğini nereden bilsin ? Kuzey Kore’nin de Çin Halk Cumhuriyeti marifetiyle kontrol altında tutulduğunu zaten bilemez. O kafa ; Çin’in , ABD’yi silip süperecek yegâne güç olabileceğini sanır. ABD’nin , Çin’e yatırım ve teknoloji aktarma yasağı getirdiği an Çin Ekonomisinin hâk-i yeksan olacağını nereden ve nasıl bilsin ? Bu kafa; süper güç SSCB’nin nasıl kağıttan kaplan misali darmadağın edildiğini de bildiğini sanır fakat yine yanılır. Ve bu kafanın; hürriyet ve hür dünya adına (Mehmetçiğin merdiven yapıldığı gerçeği saklı kalmak kaydıyla), Kore’de niçin yüzlerce şehit verdiğimizden ve bunun için Birleşmiş Milletler binasının giriş kapısında altın yaldızlı harflerle Mehmetçiğimizi öven cümlelerden de haberi yoktur. Ve bu zavallı kafa; Vietnam’ın dahi Rekabet Ekonomisine geçtiği dünyamızda tek başına kalan yegâne Komünist sistem ülkesinin Kuzey Kore olduğunu, 1 milyon 400 bin asker beslediğini, tüm kaynaklarını silahlanmaya ayırdığını ve bunun sonucu olarak Güney Kore ekonomisi dünyada on birinci büyük ekonomi olmasına rağmen Kuzey Kore’de yüz binlerce insanın ve özellikle çocukların açlık ve yokluktan öldüğünü dahi bilmez. Ve fakat, kin ve nefretin kör eylediği göz, dünyayı ateşten topa çevirebilecek nükleer silahların kullanma iradesi en az 7 (yedi) merkezden onaylandıktan sonra kullanabilecek bir gücü değil de bu korkunç gücün tek bir diktatörün iki dudağı arasında olmasını tercih edecek kadar kördür. O kadar kördür ki; kendi ipini tutanın
ipinin de ABD’nin elinde olduğunu ve CIA’nin maşası, kuklası olduğunu bilemez, göremez, fehmedemez.
Dünyanın geldiği şu noktaya bakıyorum da, kendime dahi “ Acaba ? ” diyorum. Çünkü , bu düzeyde olmasa da Soğuk Savaş mekanizmalarının beyinlerimizi iğdiş ettiği devrelerde “ Keşke şu Hitler; Moskova’ya 200 km mesafedeki Stalingrad önlerinde savaşı kaybetmeseydi de Rusya diye bir devlet olmasaydı..” şeklinde sakat mantıkla düşünmüştük… Bugün düşünüyorum da, o günkü zihnimiz, 60 milyon insan, Müslüman ve Türk boğazlamış olduğu için Josef Stalin karşıtlığından o hale gelmişti. Halbuki; Hitler , daha da tehlikeli bir manyaktı ve dünyayı bu manyaklığı sebebiyle ateşe vermişti. Rusya’nın da olmadığı bir dünyadaki Hitler’i düşünmek bile istemem. Nereden bilebilirdik ki; dünyadaki her şey, diğer süper güç olan SSCB’nin iç mekanizmaları bile, perde gerisindeki Milletlerarası Devâsa Gücün kontrolündeydi…
Cenab-ı Hak’ın hiç kimseyi, Don Kişot’un ruh haline düşürmemesi niyazı ile…