Kadir kıymet bilenin yanında yaşamak,aç ve susuz kalsan bile mutluluk getirir.Kadir kıymet bilmeyenin yanında sürülen hayat; ruha züldür,yüreğe çile getirir…
Bir insan kendi kadir kıymetini bilenle dost olmalıdır,onunla yola çıkmalı,onunla durmalı ve ölecekse onunla ölmelidir.
İçeriği en iyi, en muhteşem olan bir kitap; dünya çapında bir kitap olsa bile kıymetini bilmeyenin elinde kağıttan ibarettir.
Bir şehrin insanları; şehrin ve kendi idaresini seçerek verdiği insanlara kadir kıymet düsturunda dikkat etmelidir. Dünyanın en muhteşem şehri dahi olsa bir şehir, onu teslim ettiğin insan ve insanlar kıymet bilmeyenlerdense, şehri taş duvar, insanları et bilirler…
Kıymet bilmeyene niye kıymet veririsin ki… Bilmez misin kıymet bilmeyenin kıymeti yoktur. Kıymet bilmeyen ne ar, ne hayâ tanımaz.
Mevlana öyle diyor ya:” Bozuk olunca maya; ne ar tanır ne de hayâ.”
Ne diyelim o zaman,diyelim ki:
-Ey insan değerini bilen varsa kıymetlisin…
-Ey şehir değerini bilen varsa kıymetlisin…
Sözü bildik bir kıssaya bağlayalım,kadri kıymeti birde böyle anlayalım…Kıssadan önce, bu şehrin,şehir insanının vedahi bizim için dosta yakın olduğumuz halde dostluğun-desteğin-sevginin kıymetini bilmeyenleri “hakka havale edip” kıssa diyelim…
* * *
Vaktiyle ergin bir şeyh, yıllarca yanında yetiştirdiği müridini imtihan etmek ister. Onun eline iri bir pırlanta verip: “Oğlum” der “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.
” Mürit elinde pırlanta bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu alır mısınız?” diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır; elinde evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. Mürit teşekkür edip çıkar.
Bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği mücevhere ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü olarak semerciye gider: Buna ne verirsiniz?” diye sorar Semerci şöyle bir bakar, “Bu der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.”
Mürit en son olarak kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce yerinden fırlar. “Bu kadar büyük pırlantaya nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?” Mürit sorar: Siz ne veriyorsunuz?” “Ne istiyorsan veririm.” Mürit, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:
Ne olur bunu bana sat.
Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.” Mürit emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.
Şeyhinin yanına dönen mürit büyük bir şaşkınlık içinde macerasını anlatır.
Şeyh sorar: “Bundan ne anladın?”
Müridin verdiği cevap çok doğrudur: “Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir.
ÖZLÜ SÖZLERE (EK)
Ey İnsan Kaf Dağı kadar yüksekte olsanda, kefene sığacak kadar küçüksün.
Unutma herşeyin bir hesabı var, üzdüğün kadar üzülürsün.”(Mevlana)
Rütben senindir,makamın mevkin kadar büyüksün.
Unutma her şeyin bir sonu var,toprağa girince büzülürsün.
* * *
“İyi ve kötü insana aynı değeri vermek doğru değildir.
Bu suretle birincisini iyilikten soğutur, ikincisini kötülük yolunda cesaretlendirirsin.”(Hz.Ali)
Temiz su da, kirli su da bellidir.
Sen ikisini birbirine karıştırırsan,temiz kirlenir,sen zehirlenirsin.
* * *
“Sükut eyledim,'kahrı var' dediler.
Biraz söyledim,'zehri var' dediler.
Sustum,'kahrından susuyor' dediler.
Biraz konuştum, 'zehrini kusuyor' dediler”.(Mevlana)
Varsın desinler susunca kahrın,
Desinler,konuşunca zehrin var zehrin…
Kahrınla sus,kahpelere karşı,
Hak konuşta zehirle,zalimlere karşı…
* * *
“Dostunun düşmanını kendine dost seçme.”(Hz.Ali)
Çok susamışsan tükürüğünü yut,
Zalimin matarasından su içme…