Saliha Öner
Saliha Öner
bilgi@kanal23.com
Onarmaya çalışmak mı,yıkıp yeniden yapmak mı?
19 Şubat 2011 14:54

Bir kale düşünün. Çevresine güzel su kanalları yapmış, hendekler kazmışsınız.

Yalnız öyle bir yere inşa etmişsiniz ki kalenizi, dalgalar güçlendikçe önce su kanalları doluyor, sonra heybetli surlarınız tuzlu suyun ellerinde giderek erimeye başlıyor.

Sizse elinizde küçük plastik kovanız, sahilden topladığınız kuru kumlarla surları onarmaya çalışıyorsunuz. Yaptığınız yamalar, bir sonraki dalganın darbesiyle çirkin şekiller almaya başlıyor.

Küçük plastik kovanızla habire koşturup duruyorsunuz. Kan, ter ve panik içinde!

O kadar odaklanmışsınız ki “onarmaya”, bu yıkımın artık sizin kontrolünüzde olmadığını göremiyorsunuz.

Oysa bir dursanız, durup da yukarıdan baksanız kaleye, çamur haline gelmiş surlara ve dalgalara; onarmaya harcadığınız sürede yepyeni bir kale inşa edilebileceğini göreceksiniz. Denizin biraz ötesinde, yeni bir başlangıç yapabileceksiniz.

Yaşam da birçoğumuz için böyle geçip gidiyor.

Katlanamadığımız bir işimiz, sevmediğimiz bir çalışma ortamımız ya da gururumuzu inciten bir yöneticimiz oluyor bazen.

“Alışmaya” çalışıyoruz. İncinen yerlerimize her gün küçük yamalar dikiyoruz.

Ertesi gün sökülüyor yamalarımız, yara bere içinde, delik deşik, yorgun argın dönüyoruz evlerimize. “İşimi sevmiyorum ama dayanmak zorundayım!” diyoruz. Her şeyi bırakıp düşlerimizin peşinden gitmek, bir lüksmüş, şımarıklıkmış gibi görünüyor gözümüze. Öyle ki utanıyoruz da bazen, gitme düşlerimizden!

Parasal anlamda risk alalım ya da almayalım; “Çevrem ne der? Yıllardır çalışıp aldığım terfilerim ne olur?” kaygılarımız, hırslarımızdan ve profesyonel (!) değerlerimizden vazgeçemeyişimiz ve daha birçok neden bile bizi yeni başlangıçlardan alıkoyabiliyor.

Aynı durum ilişkiler için de, bitmiş ama süregelen evlilikler için de, hani o hep gidip yerleşmek istediğimiz huzur dolu sahil kasabası için de geçerli; değil mi?

Bazen bir şeyi onarmak için, önce tamamen yıkmak gerekmez mi?

Hayatınızdaki bazı kumdan kaleler, denize karışmayı çoktan hak etmedi mi?


Bu yazıyı okuduktan sonra aklımda ki soruların çoğuna cevap bulmaya çalıştım. Acaba dedim yanlışlık denizin bir gün mutlaka delireceğini dalgalanacağını bilerek kaleyi yinede oraya yapmak mı?
Dalgalarda mı suç, denizde mi, rüzgârlarda mı, gel gitLerde mi?

Yâda
Neden kale yapıyoruz deniz, kum ve rüzgârla birlikte yasamak varken?
Kimden korunuyoruz?
Egerki kale yapmak gerekirse dalgaların erişemeyeceği yere yeniden inşa etmek gerekir. Zaten çamur dolmuş asil amacını çoktan yitirmiş bir kaleden kalelik yapması beklenmez degilmi?

Velhasıl vardığım sonuç şu;

İnsan yaşananlarla tecrübe etmedikçe bilemiyor tabii ki denizden uzağa yapılması gerektiğini... Ama ha deniz kenarı, ha çöl ortası. Kale yıkılacaksa zaman, insan veya ne faktörüyle olursa olsun bir şekilde bir sebep buluyor kendine... Sorun yapmakta veya nereye yapmaya çalıştığında değil, aslında asil mesele bozulmaya başladığını gördüğümüz her şeyi onarma merakımızda sanırım... Yeniden inşa etmek daha zor geliyor bize onarmaksa daha kolay...

BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
17 Mart 2012 19:08
780 kez okundu
12 Kasım 2011 12:35
1446 kez okundu
14 Eylül 2011 16:54
791 kez okundu
05 Haziran 2011 16:17
1537 kez okundu
16 Nisan 2011 16:30
1040 kez okundu
19 Şubat 2011 14:54
1244 kez okundu
18 Ocak 2011 01:12
1455 kez okundu
07 Ocak 2011 00:00
858 kez okundu
İbrahim Taşel - Çocuklarımız şanslı mı?
İbrahim Taşel
06 Ocak 2011
Yorumlarınızı Facebook hesabınızla yazın!
YAZARLAR
HAVA DURUMU
ELAZIG
Konya 4 - 1 Elazığ
242 kez görüntülendi
Elazığ 2 - 1 Buca
608 kez görüntülendi
T.Linyit - Elazığ
377 kez görüntülendi
Elazığ 0 - 0 K. Erciyes
542 kez görüntülendi
Medya Analiz-3
1524 kez izlendi
Medya Analiz-2
1271 kez izlendi
Ülke ve Elazığ Gündemi
3398 kez izlendi
ERDEM'den SON NOKTA
941 kez izlendi
ÇOK OKUNANLAR