• Dolar
    5.7536
  • Euro
    6.3755
  • G. Altın
    272.69
  • T. Altın
    1846.0
Ahmet BULUT ahmetbulut@kanal23.com

Biz büyükler kendi aramız da sohbet ederken, biz çocukken sokakta şu oyunu oynardık, bu oyunu oynardık, bu oyun için arkadaş gruplarımız vardı, çok keyifliydi, güzel günlerdi diye söze başlar ve o günleri bize yaşatanları şükran ve minnetle anarız.

              Ancak iş kendi çocuklarımıza geldiğinde, teknoloji ve sanal ortam bağımlısı olan kıymetlilerimizi, gözbebeklerimizi bizlerin yaşadığı, özlemini duyduğumuz, büyürken çok şey öğrendiğimiz ortamla tanıştırmayı denemeyiz.

              Sokak oyunlarının, bizleri özgürleştirdiği, sorumluluk almayı öğrettiği, kişisel gelişimimize ne kadar katkı sağladığını, bir oyun kurarken ön hazırlık yapabilmeyi, müzakere ederek fikrimizi söyleyebildiğimizi, oyunda risk almayı öğrendiğimizi, oyun sırasın da bir arkadaşımızın bizi itmesiyle hayatın gerçekliğini kavradığımızı, doğa ile iç içe olabilmenin bizlere fiziksel yönden neler kazandırdığını hep söylemişizdir.

               Mahalle ve sokak oyunlarıyla tanıştığımızda, daha sosyal, paylaşımcı, katılımcı,      yardımlaşmayı bilen, güvenmeyi bilen, kurallara uymanın gerekliliğini, kazanma ve kayıp etme duygularını bizzat yaşayarak öğrenildiğini, kazandığında sevinmeyi, kayıp ettiğinde üzülmeyi bilmeyi, kazanmak için stratejiler geliştirmeyi öğrenip, yaşamımızda bu becerilerle başarılı olduğumuzu söyleriz.

              Vücudumuz da biriken enerjiyi sokak oyunlarıyla atarak fiziksel olarak büyüdüğümüzü ve geliştiğimizi, yine vücudumuzdaki tüm sistemlerin düzenli çalışmasını sağladığı için hastalıklardan çok etkilenmediğimizi söyleriz.

              Hatta şimdiki çocukların bizim kadar şanslı olmadığını, teknolojinin gelişmesi, sanal ortamda büyüdükleri, güvenli sokak ortamının kalmadığını, komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerinin zayıfladığı, şehirleşmenin ve dolayısıyla site evlerin çoğalması nedeniyle bu ortamlardan uzak yetiştiğine üzülürüz.

               Bir nefeste sayabileceğimiz onlarca sokak oyunundan faydalanamadıklarını ve hiç birini bilmediklerini, bu oyunların unutulmaya yüz tuttuğunu görür hüzünlenir ve üzülürüz. Ancak çocuklarımıza bizlerin büyüdüğü sokak oyunlarını oynayabilmeleri için gerekli ortamı sağlamak için bir gayret sarf etmez, onları bizlere sağladığı bu faydalı ortamla buluşturmak için bir çaba göstermeyiz.

             Gelin hep birlikte, bizlerin oynadığı sokak oyunlarının Güvenli ve sağlıklı bir ortamda çocuklarımızın da oynayabilmesi için, yerel yönetimlerden‘’Sağlıklı sokak oyunları alanları’’ yapılması için gerekli gayreti gösterelim, unutulmaya yüz tutmuş kültürümüzdeki bu oyunları gelecek nesillere tanıtarak ve oynatarak bir sorumluluğu da yerine getirmiş olalım.

            Geçen hafta Valimiz Sn. Çetin Oktay KALDIRIM bir sosyal medya hesabın da unutulmuş bir sokak oyunu materyalini paylaşmıştı, neydi biliyor musunuz?‘’MOZİK’’ti, çok duygulandım. Hepimizin keyifle oynadığı bu oyunu hatırladım ve böyle bir yazı yazma gereği duydum.

           Mahalle kültürümüzde var olan, Mozik, Mılla Potik, Köroğlu Kaleden Çıktı, Kiremit Topu, Çelik Çubuk, Güvercin Taklası, Mamın Elle, Tü MEMİ, Aşuğ, İstop Vb gibi oyunlar bu gün artık unutulmaya yüz tutmuştur ve bilinmemektedir.( Bu oyunların tamamını Sako Mahallede doya doya oynayarak büyüdüm).

           Bende sizlere özellikle güz mevsiminde, yani evlerde kazanlarda kavurmaların yapıldığı  bu mevsimde oynanan bir oyunu hatırlatmak istedim. Bu oyunun derlemesini ilk defa 1993 yılında Çanakkale’de Tarım Kredi Kooperatifi Müdürlüğü yapan arkadaşım Yusuf EROĞLU’nun isteği üzerine yazarak kendisine göndermiştim.

 

‘’MILLA POTİK’’

           Mılla potik, Mahallelerde özellikle sonbahar mevsiminde, yağmurların yağmaya başladığı ve evlerde kavurmaların kazanlarda yapılmaya başladığı günlerde çocuklar tarafından oynanırdı.

           Çocuklar ağaç dallarından bir kukla yapar, ona eski caket, pantolon, gömlek giydirir başına da bir sekiz köşe şapka takar ve evlerin kapısını sırayla çalarak kuklayı gösterip,

Hep birlikte şu tekerlemeyi söylerler;

              -Mılla potik ne ister,

             - Allahtan yağmur ister,

            - Kapıyı açan ev sahibi de,

            -Peki bizden ne ister cevabını verir,

            Çocuklar ihtiyaca göre toplanan yiyeceklerden pilav pişirmek için,

            -Küpten Bulgur ister

            -Çiniden Yağ ister

            -Tenekeden Kavurma ister

           - Külekten Tuz ister.     Diye bağırırlar.

             Ev sahibi bu diyalog dan sonra içeri girer ya istenen yiyeceklerin bir kısmını getirir verir, ya da bir kova su alıp gelir ve şaka olsun diye çocukların üzerine dökerek geri çevirir, genellikle önce su serpilir sonrada malzemeler verilirdi.

             Çocuklar toplanan bu yiyeceklerle kavurmalı pilav yapmak üzere bir evden rica eder kendileri pişirir afiyetle yerken, ıslak hallerine bakarak gülüşürler. Topluca türküler söyleyerek dağılırlardı.  

             Bu oyunların, yeniden hatırlanması ve yaşatılması dileklerimle.