• Dolar
    6.8627
  • Euro
    7.774
  • G. Altın
    396.95
  • T. Altın
    2702.2
Ahmet BULUT ahmetbulut@kanal23.com

‘’İpeğe iğne ile can,

  Yazmaya Oya ile ruh veren şehir’’

‘’OYACILIK,,

     İnsanoğlunun güzelliğe olan tutkusu, tarih kadar eskiye dayanır, yaşadıkları ortamlarda hep güzeli aramış ve her güzelliğe ilgi duymuşlardır. Bu güzellikler, maddi, manevi, duygusallık ve görsellikte de olmuş, iz bırakmıştır.   

     Dünyanın çeşitli ülkelerinde güzel ve öne çıkmış şehirler vardır, bu şehirlere ya tabiat cömert davranmış, ya köklü tarihi, ya zengin halk kültürü vardır ya da insan emeğiyle güzelleşmiş ve bu nedenle de ilgi odağı olmuşlardır. Zaten kültür ve sanat güzelliklerine yaslı hiçbir şehrin normal olmadığını biliriz, onlar hep bir adım önde olmuş, takdir görmüş beğeni kazanmışlardır.

     Dünya tarih ve kültür mirası sayılan bu şehirler, sahip oldukları güzellikleri günümüze kadar taşımış bir kimlik bir şahsiyet kazanmış ve her zaman köşe taşı olmuşlardır.

     Türkler Orta Asya’dan beri dünya tarihinde olduğu kadar,  yaşam tarzları, halk kültürleri ve inançlarının da özelliklerini kültürüne yansıtmış, bunları üç kıtaya taşımıştır. Bu güzellikler bu güne  kadar taşınmış ve bizlere miras olarak gelmiştir. Türk halk kültürünün sadece ülkemiz sınırları içerisinde değil, Türk soyundan gelen bütün topluluklarda aynı zengin kültürden bir kültür evreni ve okyanusu yaratmışlardır.

     Atalarımızın yarattığı, okyanus kadar büyük kültürün önemli öğelerinden biriside, geleneksel el sanatlarıdır. Bu Zengin, renkli geleneksel el sanatları içerisinde yer alan ve halk el sanatları örneklerinin beklide en küçük ama en anlamlısı olan’’ OYA,, sanatı olduğunu söyleyebiliriz ve bu yazımızda oyacılığı biraz da olsa tanıyalım istedim.

      Oya sözcüğü 11.YYda Türklerde ‘’EV BEGENDİ,, Memluklularda’’ OYU,, Kırgız Türklerinde ‘’OYUMA,, olarak söylenmiş olup, başka dillerde karşılığının olmaması bu sanatın Türklere ait bir sanat olduğunu göstermektedir. Özellikle 16.YY da oyacılık, zenginliği, çeşitliliği ile zirve yapmıştır.

      Türk kadınının, duygu, düşünce ve hayal dünyasının bütün kıvrımlarını, yaratıcılığını, zekasını, el ve göz zevkinin yüce noktalara ulaşmasını sadece oyalarda bulmaktayız.

      Yüzlerce yıllık bu geleneği ısrar ve inatla günümüzde de sürdüren genç kızlarımızın, elemeği - göz nuru dökerek ortaya çıkardığı oyalar, estetik bir yaratma sonunda oluşturulan birer sanat eseri olduğu kadar aynı zamanda, yaşadıkları yörenin doğasını, iklimini, ürünlerini, bitkilerinin özelliklerini, o yörede kullanılan araç ve gereci ve hatta aile içinde veya dışındaki sosyal hayatı kanıtlayan eserlerdir.

      Oyacılık tamamen Anadolu kadınlarının giysilerinin ve aksesuarlarının şıklığı ve zevklerinin çok yüksek oluşunun en zengin ürünlerinin, tasarımlarını da kendilerinin ürettiğinin bir kanıtıdır. Oyacılık kadınlarımızın zevkini ve sanat anlayışlarını oyalar üzerinde yansıtmasıdır.

      Oyalar daha çok yapım ve işleme tekniği, kullanılan araç- gereç ve malzemelerle, oya türlerinin belirlenmesinde ayrımcı bir rol oynarlar. Bunlar İğne, tığ, firkete, mekik, boncuk oyalarıdır. Anadolu kadınları motiflere de çevresindeki çiçekler, hayvanlar, ev içi araçlar, organlarımız, gökyüzü isimlerini vermişlerdir. Hayallerini düşüncelerini, beklentilerini ekleyerek ürettikleri bu oyaları, Yaşmaklarında, Çevrelerinde, Yazmalarında ve tülbentlerinde kullanmışlardır

       İğne oyaları Anadolu kadıları için bir süs eşyası olmasının ötesinde bir dildir, bir iletişim aracıdır, kendini ifade etme tarzıdır. Bu gün hala ülkemizin birçok yöresinde insanlar sustuğu zaman renkler, motifler, çevreler ve oyalar konuşur.  Yaratıcılıklarını ortaya koymak için İğne ile ipeğe can, yazmaya oya ile ruh vermişlerdir. Sabırla kozalardan çıkardıkları ve boyayarak renklendirdikleri ipeği imik ilmik işlemiş ve ipekle özdeşleşmişlerdir.

      Yazımızın girişinde bazı şehirlerin, köklü tarihi ve zengin kültürü ile öne çıktıklarını söylemiştik, Doğu Anadolu’nun yukarı Fırat bölgesinde yer alan Elazığ (Harput) ilinin de bu şehirlerden birisi olduğu, geleneksel halk sanatlarının en üst seviyede yapıldığı bilinmektedir. Özellikle oyacılık bu şehirde hayat bulmuş renklenmiş ve gelişmiştir. Bunun nedeni tarihi Harput kentinde ipekçilik çok önemli bir geçim kaynağı olmuş, işlenmiş, boyanmış ve kullanılmış olmasıdır. Tarihi kaynaklara göre Osmanlı Mızıkayı Hümayunu’nun ipek kumaşlarının Harput’tan gittiği de bilinmektedir.

    Harput’ta yaşayan Mamo Paşa yıllarca ipekleri renklendirmek için Arabistan’dan kök boya getirmiş, daha sonra da kendisine Kökçüler soyadını almıştır. Elazığ’ın maharetli kadınları bu ipeklerden oyalar yapmış ve bunları yaratıcılıklarını da kullanarak bütün motifleri isimlendirmişlerdir. Bu motiflere verilen isimler aslında tek tek araştırma yapılacak konulardır, Kadınlar başlarına örttükleri yazmalarla ev halkına ve çevresine oyanın ismi veya yazmanın rengiyle mesajlar verirler, bu geleneği bilenler de kolayca anlayabilirler.

 

1-İki gelin bir kaynana,                                                        

2-Berber aynası,                                                                        

3-Tabak oya,                                                                                                                  

4-Biber çiçeği,

5-Yenidünya,

6-İğde çiçeği,

7-Çilek oya,

8-Tevrüzügül,

9-Hercai menekşe,

10-Itır yaprağı,

11-Hüsnü Yusuf,

12,Aslanağzı,

13-Geyik oya,

14-Nevruz oya,

15-Bülbül dala konmuş,

16-Bülbülyuvası,

17-Nişan sepeti,

18-Zengin salatası,

19-Sepet oya,

20-Gelin tacı,

21-Bir günlük oya,

22-Sıra oya,

23-Kır çiçeği,

24-Narçiçeği,

25-Kabak çiçeği,

26-Papatya oya,

27-Karanfil oya,

28-Nergis oya,

29-Elma oya,

30-Sarmaşık oya,

31-Mum çiçeği,

32-Sıçandişi,

33-Şoför tekeri,

34-Kılıç oya,

35-Hanım oya,

36-Yandım Alamadım,

37-Çift badem,

38-Alıç Yaprağı,

39-Tut oya,

40-Böğürtlen oya,

41-Padişah oya,

42-Kınalı parmak,

43-Karpuz çiğidi,

44-Hanımeli,

45-Elti Eltiye küsmüş,

46-Çalı dikeni,

47-Çarkıfelek,

48-Biber oya,

49-Leylak oya,

50-Gül oya,

51-Yıldız oya,

52-Hışva oya,

53-Kaynana yan vermiş,

54-Sabır taşı,

56-Tren yolu,

57-Subay sırması,

58-Yılan oya,

59-Ben yaptım oldu,

60-Suyolu oya,  

61-Arpa oya,

 

    Yazmalardaki oyaların verdiği mesajlardan bazıları şöyle;

 

  • Çarkı felek,           Dul kadınlar takarmış, Şanssızlığı ifade eder.
  • Arpa oya,              Kocasının ilgisizliğinden şikayetçi,
  • Biber oya,             Kayın valideyle aramız biber gibi acı.
  • Çalı dikeni,           Gelinler Yüz açımında kayınvalideye örtermiş, bana batma diye.
  • Tevrüzüğül,          Genç kızlar örtermiş, bekareti ve temizliği ifade edermiş.
  • Leylak oya,           Sevdiğinden uzak olduğunu ifade edermiş.
  • Kınalı parmak,     Artık düğün istiyorum.
  • Gül oya,                Nişanda kayın validenin başına örtülürmüş, Güler yüzlü olsun diye.

 

   Yazmaların renklerine göre verdiği mesajlardan bazıları;

 

  • Sarı Renk,            Mutsuz ve bezginim,
  • Yeşil renk,           Evimden, eşimden, kayınvalideden memnunum.
  • Mavi renk,          Hamileyim veya beklentisi var, Konuşacaklarım var.
  • Pembe renk,       Her şey iyi gidiyor.
  • Beyaz renk,         Temizlik yaptım yorgunum,
  • Kahverengi,         Annemi babamı özledim.
  • Mor renk,            Eşiyle kavga edeceğinin işareti.
  • Kırmızı renk,        Nişanlı olduğunu ifade edermiş.

 

    Kozadan başlayıp ipeğe dönüşen, ipekle yazmalara göz nuruyla işlenen oyalar büyük bir emek ve sabır gerektirir. Elazığ şehrinde yaşayan bu maharetli, sabırlı, munis kadınlar ısrarla sabırla bu geleneksel el sanatı oyaları ve yazmaları ısrarla ve inatla yüzyıllardır sürdürmektedirler, onların ellerine ve gönüllerine sağlık.

     Elazığ’da evlenme çağına gelmiş tüm kızların sandıklarında çok sayıda yer alan çeyizlerin başında yazmalar gelmektedir, çok özel ve kıymetlidirler hatta oyalı yazmaların çokluğu gelinin o kadar marifetli ve maharetli oluşunu ifade eder.

     Bu maharetli kadınların yaptığı oyalar Elazığ şehrine haklı bir özellik kazandırmıştır, ‘’ ipeğe iğne ile can, Yazmaya oya ile ruh veren şehir ‘’diye.

 

 

     Elazığlı şair Cenani Dökmeci bir şiirinde şöyle demiştir.

 

      İğne ibrişim gülüşüp,

      Tülbende örmüş hülyayı,

      Periler cehiz bölüşüp,

      Baş tacı etmiş oyayı.

 

 

 

 

                                                                                                                         Ahmet BULUT

                                                                                                                            Ocak 2019