Av. Cengiz Gülaç

Cumhurbaşkanı Erdoğan “İnsan Hakları Eylem Planı” adı verilen reform paketini geçtiğimiz gün açıkladı. Pakette neler olduğuna kısa bir internet taramasıyla ulaşacağınız için köşeyi kopyala yapıştır kolaylığına kurban etmek istemiyorum…

Reform paketinin olumlu karşılandığını belirtsek yeter sanırım.

 

            Sırf havalı olsun diye “Piyasalar reform paketini satın aldı, iş çevreleri memnun” diyerek kendi kendime duayen analist süsü vermek isterdim ama köşemin müdavimleri öyle bir alışmış ki, klişe cümlelere heba edilen sözde entelektüel, özde dallama içeriklerle zayi edilmiş boş laflar bana yakışmaz!

 

            Alışmamış köşede de ezber cümleler durmuyor tabi!

 

            Neyse, Kaşıkçı cinayetini külleyen Joe Biden memlekete demokrasi getirseydi daha iyi olurdu ama yine de reform paketi ülkemize, yavru vatana, Türki cumhuriyetlere ve tüm ulusalcı kırması, faşist artığı seçkincilere hayırlı, uğurlu olsun!

 

            Cumhuriyet tarihimiz boyunca yargının tarafsız ve bağımsız olduğu bir döneme ilişkin tadımlık dahi olsa bir örnek veremememiz demek bugünkü uygulamaların hatasız olduğunu söylememiz anlamına gelmiyor.

 

            Namusla terbiye edilmiş vicdanımız yargı tarihimizin dününü ve bugününü ifşa etmeyi gerektiriyor!

 

            “Statükonun, gücün, düzenin tetikçiliğini yapan yargı beni deli ediyor!” diye gereksiz bir Yeşilçam repliği atmama gerek yok sanırım!

 

            Yargıyı düzeltmek Ak Parti’nin boynunun borcudur!

 

            Nokta!

 

            Hem de, amasız, lakinsiz, fakatsız, mazeretsiz, şeddeli bir nokta!..

 

            Reform paketi açıklanır açıklanmaz birçok köşe leşkeri örnekler sıralamaya başladı…

 

            En çok merak edilen ise reform paketi hayata geçilirse rahat rahat Recep Tayyip Erdoğan’a küfür edilip edilmeyeceği oldu!

 

            Zira sözde emrinde yargının olduğu ülkede Recep Tayyip Erdoğan’ı asacaklarını, vuracaklarını, yatağında ölmeyeceğini söylemekten içi soğumayan nefretin çocukları kendilerini ifade etme özgürlüklerinin ellerinden alındığını düşünmektedir!

 

            Bu ithal tohumların yaşadığı ülkeye de maalesef Türkiye Cumhuriyeti Devleti denmektedir!

 

            (Gereksiz kamu spotu: Maalesef derken güzel ülkeme değil ithal tohumlara vurgu yapılmaktadır!)

 

            Osman Kavala serbest kalacak mı, diye soran da var. Ancak gelin görün ki, Gezici çocuklar etrafı yakıp yıktıktan sonra neden gidip Osman’dan harçlık alıyorlarmış, sorusuna cevap veren yok!

 

            Kemalistlerin en çok merak ettiği konu da Selahattin Demirtaş’ın serbest kalıp kalmayacağı…

 

            Demirtaş’a özgürlük istemelerinin sebebinin terörle, Kobani kalkışmasında onlarca vatandaşın ölmesiyle herhangi bir ilgisinin olduğunu düşünmüyorum.

 

            Biliyorsunuz, bizim Kemalistlerin uzmanlık alanı heykelciliktir. Selahattin daha önce “Başgan Apo’nun heykelini dikeceğiz, heykeliniiii” diye nefret ve bölücülük çığlıklarını attığı için ifadede hayat bulan sanat aşkının çocuğun gözünde kalmaması için istiyorlardır!

 

            Çaktırmadan FETÖ’nün şakirtlerine paketten herhangi bir pay çıkar mı diye bıyık altı gülümseyenler de var ama bu meseleye girince gözümün önüne Fetullah’ın salyaları ve sümükleri geliyor! Kendi köşemden, telef ettiğim kelimelerden tiksiniyorum!

 

            Eğlenceli bir ülkede yaşıyoruz…

 

            Yargıdan istedikleri sonuç çıkmayınca tüm hâkim ve savcılar Recep Tayyip Erdoğan’ın emir eri muamelesi görüyor. İstedikleri sonuç çıkınca da satılık, yalaka, emir eri yargıya rağmen kahramanca savaşa savaşa kazandıklarını iddia ediyorlar!..

 

            Misal, asrın kaçak yazarının Metin Akpınar’la Müjdat Gezen’in beraatı üzerine köşesine kustuğu “Haddini bildiren adam” başlıklı yazısı!

 

            Asrın kaçak yazarı tiksindiren bir iğrençlikle süslediği gerzek bir zekâ örneği gösterdiği yazıda, Yeşilçam’da içinde “adam” kelimesi geçen filmleri sıralıyor! Sonra Akpınar’la Gezen’in yargılanmasına meseleyi getiriyor ve sanki bir film anlatır gibi olayı mizansenleştiriyor. Kötü rolde Erol Taş var. Yani Erdoğan.

 

            (Yavan bir kahramanlık hikâyesine meze olan şikâyeti ve dava açan zihniyeti daha sonra müsait olunca elimize dolayıp usulünce harcarız!)

 

            Sonra bu iki sanatçı kahramanca savaşırlar, cevval ve gözünü budaktan esirgemeyen avukatları sayesinde davayı kazanırlar. Yani, haddini bildiren adamlar kazanır!..

 

            Yahu vicdansız, hormonlu, fırsatçı, kaçakçı!..

 

 Hani yargı Tayyip’in emrindeydi!

 

            Asrın kaçak yazarı, “Adam” sıfatını hak etmediğin için senin sefil seviyene içinde adam geçen bir film örneği veremeyeceğim!

 

            Ama bu hikâyeye inanlar var, biliyor musunuz?

 

            Kötü kararı Tayyip’in yargıçları veriyor, iyi karar ise çakma hayal kahramanlarının destansı mücadelesi ile kazanılıyor…

 

            Eğer bu asrın kaçak yazarı “Haddini bildiren adam” başlıklı bir kitap yazıp her birini 2.500 liraya andropoz amcalara ve menopoz teyzelere satmazsa Müjdat Gezen’in güldürmeden tiksindiren mizahına maruz kalayım!

 

            Yani, Allah belamı versin demenin karesi gibi düşünün!

 

            Müjdat Gezen mizahına maruz kalmak mı?

 

            Allah benim belamı versin çarpı bin milyon kere milyarın küpü olsun!