DR. YUNUS GÜLCÜ

Temel soru şu: İşsizlik, enflasyon, iktisadi kriz gibi hayatın temel sorunlarında niçin ekonomistler anlaşamazlar? Eğer ekonomi bir bilimse (ki bir bilim), belli bir sorunu tanımlama ve çözümleme sürecinde neden diğer bilimlerde olduğu gibi “tek” sonuca ulaşılamaz?

1. Üretmek ve bölüşmek üzerine kurgulanmış toplumsal örgütlenmeyi, bireyin ve bireylerden oluşan toplumun iktisadi davranışlarını inceleyen ekonomi bilimi, “insanın üretmesiyle” başlamıştır. Ne var ki on binlerce yıldır devam eden “üretme” olgusu, insanlık tarihinin “ücretli emek” dönemi ile başka bir boyut kazanmıştır. Tarihte evvelki günün köleleri, dünün serfleri bu gün emeklerini satan “işçi” konumuna gelmiştir. Emekçi ve burjuva sınıfların doğuşu ile başlayan “kapitalist üretim biçimi” 17. y.y. ortalarından başlayan “1. Sanayi Devrimi”nin ürünüdür. Bugünkü anlamda, bir disiplin konumuna gelen “ekonomi bilimi” de Sanayi Devrimi’nin bir ürünüdür.

2. İnsanlığın yaklaşık on bin yıllık kaderini değiştiren, büyük/kitlesel üretimi gerçekleştiren Sanayi Devrimi, “bilimsel gelişmelerin nesnel sonuçları ile birlikte Aydınlanma Çağını da yaratmıştır. O “Aydınlanma Çağı”dır ki, sorgulamayı ve insan aklını egemen kılmayı sağlamıştır.

3. Sanayi Devriminin bir sonucu da Liberalizmdir. Liberalizm, devlet-toplum-birey ilişkilerinde önceliğin “bireyin hak ve özgürlüklerinde olduğunu savunan siyasi ve iktisadi düşünce akımıdır.” Özünde bireylerin doğal mülkiyet ve girişim haklarının olduğunu savunur. Liberal ideolojiye göre birey “homo economicus” (akıllı insan)dır. Kapitalist üretim biçiminde toplumlara doğal-kendiliğinden yasaların yön verdiğini, işbölümü ve serbest rekabetin olması durumunda bireylerin ve toplumun refahının çok olacağını söyleyen liberalizm, devlet adına hükümetlerin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini savunur.

4. Sanayi Devrimi, iktisadi ve siyasi olarak burjuva sınıfının egemenliğinde gerçekleşirken, dayandığı ideoloji “iktisadi liberalizm” olmuştur. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” sloganı ile özetlenen bu anlayış, burjuva sınıfının isteği doğrultusundaki iktisadi davranıştır. A. Smith ile bir disiplin haline gelen “Ekonomi” bilimi, ekonomik yaşama hiçbir müdahale olmazsa, piyasaların kendiliğinden dengeye geleceğini söyleyen liberal düşünceyle örtüştürülmüştür. Bu düşünce sistematiğine göre “işsizlik, iktisadi kriz” gibi sorunlar olamaz!

5. Oysa gerçek yaşamda, liberalizm iki kere tökezlemektedir: Bir, söylendiği gibi bireysel haklar ve çıkarların korunması ile toplumun çıkarları korunamamaktadır. Çünkü ekonomik ve siyasal açıdan güçlü olan bireylerin çıkarları ile çoğu kez toplumun çıkarları çatışmakta ve toplumsal maliyetler yükselmektedir. İki, gerçek yaşamda liberallerin söylediği ve inandıkları gibi piyasalar temizlenmemekte ve her durumda iktisadi krizler, işsizlik, gelir dağılımında adaletsizlikler olmaktadır.

6. Ekonomistleri farklılaştıran, iktisat bilimini “zenginleştiren” olgu burada yatmaktadır: Ekonomik yaşamın işleyişinde “temel varsayım” olarak

i) liberalizme inanan,

ii) liberalizmin sonuçlarına kuşku ile yaklaşan

iii) liberal görüşü tümden reddeden iktisatçılar iktisadi olguları açıklarken ve çözüm önermelerinde bulunurken “farklı” sonuçlara ulaşmaktadırlar.

Unutulmamalıdır ki, her çözüm bir toplumsal sınıfın lehine gelişir…