• Dolar
    7.5575
  • Euro
    8.9826
  • G. Altın
    473.93
  • T. Altın
    3216.5
DR. YUNUS GÜLCÜ

24 Ocak günü şehrimiz büyük bir afet yaşadı ve 41 can kaybı ile Elazığ için belki de yeni bir süreç başladı. Hayatını kaybedenlere bir kez daha Allah’tan rahmet dileyelim. Evet hayat devam edecekti ve öyle de oldu ancak, doğanın faaliyetini sürdürdüğünü gösteren bu olay birçok vatandaşımızın farklı şekillerde hayatlarını etkileyen sonuçlar ortaya koymaya başladı. Konut stoğu, hasar tespiti, rezerv bölge, kentsel dönüşüm bu süreçte en çok duyduğumuz ifadeler oldu. Teknik konular ve konusunda uzman kişiler bunları zaten konuşup açıkladılar vatandaşa. Benim dikkat çekmeye çalışacağım konu yaşanılan afetin Elazığ ekonomisine yani dolayısıyla vatandaşa ekonomik etkileri…

Yıkılan bina sayısı her ne kadar az olsa da, devam eden süreçte yapılan hasar tespitleriyle durumun daha ciddi olduğu anlaşıldı ve birçok bina için yıkım kararları verildi, yıkımlar devam ediyor. Evet bu durum aslında şehrin imarı için ciddi bir fırsat olarak yorumlanabilir. Konut stoğunun yenilenmesi, şehirleşmenin daha doğru şekilde yapılması için ciddi bir avantaj teşkil ediyor. Fakat bu binalarda yaşayan hane halklarının bu değişim neticesinde mevcut istihdam durumları ve değişimden nasıl etkilendiği ve de özellikle yıkım kararı alınan binaların birçoğunun altında bulunan işletmelerin durumu ilk akla gelen unsurlar. Tabi buna bir de özellikle afetin yaşandığı ilk günlerdeki tedirginlik nedeniyle tüketimin azalmasını (deprem sonrası ilk günler birçok esnaf siftah yapmadı ya da mağazasını açamadı) eklediğimizde ekonomik döngünün ne derece etkilendiğini anlamamız daha kolay olacaktır. Pek tabi devlet imkan ve kaynakları ilk günden itibaren her konuda olduğu gibi ticari konularda da devreye girdi. Vergi ertelemeleri, esnafa sağlanan faizsiz ve uzun vadeli krediler kısa vadede esnafa can suyu oldu. Her kriz anının bir de ortaya çıkaracağı fırsatlar olacaktır. Deprem sonrası için de özellikle inşaat sektörü için bir fırsat doğdu Elazığ’da. Tabi fırsat ve fırsatçılığı birbirinden ayırt etmek gerek. Maalesef ki bir de fırsatçıları oldu bu işin (kira fırsatçıları). İnşaat sektörü sadece Elazığ için değil, Türkiye ekonomisi için de lokomotif sektör. Doğrudan ve/veya dolaylı yaklaşık 300 sektörü (her türlü inşaat malzemesi, mobilya,halı, perde vs.) ilgilendiriyor ve canlandırıyor. Evet Elazığ ekonomisi için önümüzdeki süreçte fırsat buydu. Yıkılan binalar ve onların yerine yapılacak olan yenileri için çalışan inşaat firmaları birçok yönden Elazığ ekonomisine can verecek, istihdamı artıracak, etkileşim içerisinde olduğu 300 sektörü de canlandıracak. Bu noktada kritik olan bu yeniden yapılanmayı bu şehrin inşaat firmalarının yapması ve dolayısıyla bahsettiğimiz yan katkılarını ve etkilerini de bu şehirden sağlaması.

Deprem konusu gündemdeki yerini koruyup ve yaralar da bir taraftan sarılıyor hatta ilerisi için olumlu da bir hava oluşuyorken, bu kez daha küresel ve daha kapsamlı bir musibetle karşı karşıyayız. Dünyada ve Türkiye’ de ekonomik olarak 2018 yılı çok kötü, 2019 yılı nispeten iyi geçirilmiş ve 2020 yılı için ise toparlanma yılı olarak öngörülürken, Çin’de başlayıp Avrupa’yı ve tüm dünyayı saran yeni bir sorunumuz var artık. Yine bu dönemde pandemi, vaka sayısı, yayılma hızı ve aşı en çok duyduğumuz kavramlar oldu. Tabi ki olay sağlık problemi ve sağlık bakanı öncülüğünde bilim kurulu ciddi anlamda çalışıyor. Fakat olayın çok da ciddi bir küresel ekonomik boyutu var ve bu kez durum pek de iç açıcı görünmüyor. Yazının başlığında da dikkat çekmeye çalıştığım buydu aslında. Deprem nedeniyle Elazığ özelinde yaşadığımız ekonomik bir problem vardı ancak bu ülkemizin ekonomik olarak çok da yıpranacağı bir süreç değildi. Şimdi dünyada problem başlıyor. Ülkeler birbirlerine kapılarını kapatıyorlar belki bir zaman sonra mal alış verişini de kısıtlayacaklar. Üretim birçok ülkede durma noktasına geldi, hizmet sektörü ağır yaralı, alınan önlemler nedeniyle birçok esnaf dükkan açamıyor. Daha kötüsü bu sürecin ne kadar devam edeceğini kimse bilemiyor ve kestiremiyor. Ciro yapamayan işletmelerin kira, işçi ücretleri gibi sabit maliyetleri var ve süreç bu şekli ile devam ederse işçi çıkarmalar başlayacak. Diğer taraftan tüketiciler gerek evden çıkamamaları ve gerekse sürecin olumsuz psikolojisi ile tüketimlerini yalnızca temel tüketim mallarıyla (un, yağ, bakliyat, makarna, temizlik ürünleri vs.) sınırlandırmaya başlamış olmaları bir zaman sonra talep darlığı nedeniyle ilgili malların üretimini de olumsuz etkileyebilir.

Hem sağlık açısından hem de ekonomik olarak zor bir yıl olacağı kesin. Her duyarlı insanın yapması gerektiği gibi vatandaşlık görevlerimizi yerine getirelim ve kurallara uyalım. Virüsün Dünya ve Türkiye ekonomisine etkilerini önümüzdeki yazımda daha sayısal örneklerle vermeye çalışacağım.

Mümkünse evde kalın, sağlıcakla…