CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen kanuna ilişkin yaptığı konuşmada terörle mücadelenin yalnızca güvenlik politikalarıyla yürütülemeyeceğini belirterek, mücadelenin “devlet politikası” hâline getirilmesi gerektiğini söyledi. Erol, kanuna “devlet bekası ve devlet meselesi” olarak gördüğü için evet oyu vereceğini açıkladı.

CHP Grubu adına TBMM Genel Kurulu’nda söz alan Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" üzerine açıklamalarda bulundu.

2017 yılında Tunceli Milletvekili olduğu dönemde öğretmen Necmettin Yılmaz’ın terör örgütleri tarafından öldürülmesinin ardından terör örgütlerine karşı yürüyüş gerçekleştirdiğini belirten Erol, bu süreçte hakkında ölüm emri verildiğini ve o tarihten bu yana devlet koruması altında bulunduğunu söyleyerek: “Aslında gelen kanunun içeriğiyle ilgili belki de Türkiye'de bu konuda en açıklayıcı, en detaylı bilgi verecek milletvekillerinden biriyim çünkü ben bölgede geçmişte terörle mücadelede her zaman devletten yana taraf olmuş ve bu tarafını da açık seçik ortaya koyan bir milletvekiliyim. 2017 yılında Tunceli milletvekilliğim dönemimde bizim ilimizde "Necmettin Yılmaz" diye bir öğretmen terör örgütlerince katledildi ve ben o dönem Tunceli Milletvekili sıfatıyla terör örgütlerine karşı meydan okuyarak bir yürüyüş yaptım. Bu yürüyüşten sonra terör örgütleri benim infaz kararımı vererek ölüm emrimi verdiler ve ben 2017 yılından bugüne kadar devletin yakın koruma kararıyla devletin koruması altındayım terör örgütlerine karşı.” Dedi.

 

 

Erol, Tunceli Munzur Gözeleri'nde mescit yapılmasına ilişkin düzenlenen protestolara yönelik açıklamaları nedeniyle de sosyal medyada tehdit edildiğini belirterek, kendisi ve ailesine yönelik çok sayıda ölüm tehdidi aldığını ifade etti.

Erol: “Tunceli Munzur gözelerinde bir mescitin yapılmasıyla ilgili orada yapılan yürüyüşlere verdiğim tepkiden kaynaklı sosyal medyadan, fake hesaplardan -bu gördüğünüz sayfa en az 25-30 sayfadır- benimle ilgili yüzlerce ölüm emri verildi. Babamın mezarına kadar, köyüne kadar tarif edilerek "Babasının mezarı şu köydedir, yakalayın ve bunu öldürün." diye talimatlar verildi ama geldiğimiz nokta bu konuyu bireysel tepkilerle, yaşanmışlıklarımızla, risklerimizle değerlendirmemeliyiz. Bunlar benim kişisel sorunum ama bugün görüştüğümüz kanun ülkenin sorunu ve bir millî meseledir diye düşünüyorum ve görüyorum.” İfadelerini kullandı.

Ailesinin devlet geleneğinden geldiğini belirten Erol, büyük dedesi Diyab Ağa’nın TBMM’nin ilk dönem milletvekillerinden olduğunu hatırlattı.

Erol, Diyab Ağa’nın 1922 yılında Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmadan bölümler aktararak, Türkler ve Kürtler arasında ayrılık oluşturulmaması gerektiğine ilişkin mesajlarını gündeme getirerek: “ben devlet geleneğinden gelen bir ailenin mensubuyum, benim büyük dedem Diyab Ağa Meclisin 1'inci dönem milletvekili ve biz cumhuriyete sadakatıyla bilinen bir aileyiz. 3 Kasım 1922 Diyab Ağa'nın yaptığı konuşma: "Hepimiz biliyoruz ki ve söylüyoruz ki dinimiz, diyanetimiz, aslımız ve neslimiz hep birdir. Bizim içimizde ayrılık gayrılık yoktur. İsmimiz de dinimiz de Allah'ımız da birdir. Bizim aramızda ayrılık gayrılık yoktur; hep biriz, kardeşiz. Türklük ve Kürtlük üzerine birbirimize düşmanlık üretilemez, hepimiz aynı milletin evladıyız." İşte, bugün Diyab Ağa hangi noktadaysa ben de o noktadayım.” Dedi.

 

 

“GÜVENLİK POLİTİKAMIZ PARTİ POLİTİKASI DEĞİL, DEVLET POLİTİKASI OLMALI”

Görüşülen kanunu “teröristle değil, terörizmle mücadele” kapsamında değerlendirdiğini söyleyen Erol, Türkiye’nin güvenlik politikasının siyasi partilerin değişen yaklaşımlarına göre şekillenmemesi gerektiğini ifade ederek: “bugün aslında güvenlik politikalarıyla değil... Çünkü güvenlik politikaların hepsi denendi. OHAL uygulaması oldu mu? Oldu. Her siyasi parti iktidar olduğunda kendine göre bir güvenlik politikasını uygulamaya geçirdi mi? Geçirdi. Askerî tedbirler, polisiye tedbirler, adli tedbirler yapıldı mı? Yapıldı. OHAL uygulamaları, koruculuk sistemi, gıda ambargoları, köylerin boşaltılması, köylerin isimlerinin değiştirilmesi; sonuç aldık mı? Almadık. Niye? Çünkü güvenlik güçleriyle yaptığınız, aldığınız önlemler terörle mücadeledir ama siz terörün gerekçelerini yok etmediğiniz sürece terörizmle mücadele edemezsiniz. Bugün Mecliste görüşülen bu kanun terörizmle mücadeledir, teröristle değildir, ben öyle algılıyorum, öyle değerlendiriyorum. Ve dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde ana omurgalarını oluşturan devlet politikaları vardır ve bizim güvenlik politikamız bir parti politikası olmamalı, bir devlet politikası olmalı.” Dedi.

“BU KANUNA EVET OYU VERECEĞİM”

Konuşmasının sonunda Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü hatırlatan Erol, söz konusu kanuna ilişkin tutumunu açıkladı. Erol, “Bu kanuna ben, bu kadar riskleri alan, bölgede devletçi diye tanınan, terör örgütlerine meydan okuyan bir milletvekili olarak, devlet bekası ve devlet meselesi olarak gördüğüm için ‘evet’ oyu kullanacağımı bilgilerinize sunarım” diye konuştu.

Milletvekili Erol: “Bu vatan hepimizin, bu bayrak hepimizin, bu millet hepimizin. Bizim etnik kökenlerimiz, inançlarımız, değerlerimiz birbirinden farklı olabilir, burası Anadolu coğrafyası, bütün medeniyetler gelmiş geçmiş Biz Türk olabiliriz, Kürt olabiliriz, Alevi olabiliriz, Sünni olabiliriz, Zaza olabiliriz, Çerkez olabiliriz, Laz olabiliriz, Gürcü olabiliriz, olabiliriz de olabiliriz ama hepimizin bir tek ortak kimliği var; Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmaktır. Bu kimlikle biz o konulara bakacağız ve sahip çıkacağız. Ve Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği "Ne mutlu Türk'üm diyene!" işte bu kanundan sonra herkes bunu söyleyebilmeli. Ne mutlu Türk'üm diyene! Ve bu kanuna ben, bu kadar riskleri alan, bölgede devletçi diye tanınan, terör örgütlerine meydan okuyan bir milletvekili olarak, devlet bekası ve devlet meselesi olarak gördüğüm için "evet" oyu kullanacağımı bilgilerinize sunar, hepinize saygılar sunarım.” İfadelerini kullandı.